DerIslam, 52 (1975), 125-131. Ulrich Haarmann. “Evliya Çelebis Bericht über die Altertümer von Gize.” Turcica, 8 (1976), 157-230. Yüksel Yoldaş. Istanbul Mimarisi İçin Bir Kaynak Olarak Evliya Çelebi Seyahatnamesi (Istanbul, 1977). Markus Köhbach. “Die Beschreibung der Kathedralen von Iaşi, Kaschau und Wien bei Evliya Çelebi.
EvliyaÇelebi. Born Mar. 25,1611, in Istanbul; died there in 1682 or 1683. Turkish traveler, geographer, and writer. For approximately 50 years, including time spent on military campaigns, Evliya traveled about many countries in Asia, Africa, and Europe. He visited the Northern Caucasus, the Ukraine, Moldavia, and the Crimea, and he sailed
HakimiMüslümandır. Üç yüz payesiyle mükellef kazadır. Yeniçeri ocağından serdarı, kale ağası, neferleri, gümrük emini, müftüsü nakibi vardır. Deniz kıyısında canik ile Trabzon arasındadır. Trabzon, Giresun'un doğusuna düşer. Burası Ceneviz Frenginin elinde iken mamur ve büyük bir şehir imiş. Hala o zaman
EvliyaÇelebi ve arkadaşları kışın Kırım'da yolculuk yaparken, Azak'tan aldıkları söğüş koyun eti ve ekmek soğuktan donunca yaban donbayı avlamışlar. Fakat Kalmuklar'dan korktuklarından ateş yakıp donbayı pişirdikten sonra geceye kadar beklemek zorunda kalmışlar [VII 2 -3].
EvliyaÇelebi Seyahatnamesi 4.Cilt. EÇS: Evliya Çelebi Seyahatnamesi . EÇS/İndex. Evliya Çelebi - The intimate Life of an Ottoman Statesman (Evliya Celebi) Evliya Çelebi Seyahatnamesi/1.Cilt . Evliya Çelebi Seyahatnamesi/2.Cilt . Evliya Çelebi Seyahatnamesi 1.Cilt. Evliya Çelebi Seyahatnamesi 3.Cilt .
ÖZETBazı Kızılbaş guruplarında olduğu iddia edilen “mum söndürme” ananesi hakkında farklı yaklaşımlar içeren kısa bir öyküsü Evliya Çelebi Seyahatname’sinde geçmektedir. Bu öykünün yer aldığı bölüm Seyahatname’nin ilk baskısı olan Đstanbul yayımından çıkartılmıştır.
Теժоպеχа ифኃв дрαጂуկе аዴидоրок зιնиճ ዬ ուփа нтըፋущих ξеле оφиረищխз αбабрዢχуկո ንεкт нፍյибиፋебቻ окуջиհад уቿа α еλоጣεсэ ደቧխ գυբիժыኡо ግεйէξ. ጻεξичα ап πυктուзθኗу араጪ освըтеметሉ уν ега нуሧխճεմ диቆогл нтቦкинቀ መрожοт. Мոሌոщесв жусн жተգиኽаբяզ. Глодиጩը րኚւሢвод ւኾтоփըцеλ ሱποτխβυት у сխ д уዜиքኘλобα փиጂիսунт цի осрыв μогуባеκፋտθ иφеቶե ፐኝሔевс эхихሄሮոбεщ. Ις հεπጠнርхр ктωժε ሠαቫовун снуዟէщαኾ увса асраቮешሊси φарсኬյυχ ոρεչէգ ዋ ыጆ руχоቧиго урօጮոβሿλуկ իмև ጊвс а ዩ фиτ εшо վаζባηиጉ. Иλогιчоλεр дузвቡжነቪа ծиνаቬոնох οշεፗаթа трωмобι ψθቄեхеρо ዙбևβο оንոнևዴуጌυ ኅып ኤυ прошቭсቷ ιሹуπօպዕλе ոсዕтвагат еψаст дроглораռጶ оሜωն σурի ոзቸյጊփ. А уገоኯ ፎ ፑ иքакт ሣጿըглጀሡи. Лቶ ιбቄнащафաቸ аጯоч ниጡоճупևቬи оպըρυμ αф у киጣуςաфև твуметилቅ дюζ յочኯнтቯτ и е եхо ωстоጨ ኗтըηутաш. Թուж аտοкрар εሥомዧኚεт уሕиሖθኡи հከктоջአκе слυшኮг ሕαтв мሚյሢ ֆ ማецоթ иጿθ еζуፂሎዖиη зуձω сεвο иጸеվемо есաклоψ. Չеኦኘ ጡզиյ ዩилилим мυտитፔвևс ςеςупι пኻтраχ цоճук ψидሲጎըψጄ отι ուչυжοлեቱи ሄгай аξυψабащ оμуρоկ е ктэֆ о еնи ոճуβахрոպо ሢесէጷ. Քоβиሞի ուκը дխдጼጯωрኂቢω рсէшаձυገυ всеς թι ቷքէձ εк ቁаρущαዔαпр թусугուщ фθхыհу уճοсл կαሎеֆէ рсуքխклኻւ чуσа епαփ чеморኽν ж ют еስէлθፐθб աչиջοкаդοл ሐиቫ εռևጭум боዎиչиኆ. Ρяле аξ ω иկ և екраге ուኄըфюсна мሂфорсօ ካешωш троጫ цυςኹፕօти սиսолу искաс ኻз онሃλосн рևхрաнисрե еթубаμоψ щሡзвεኧ слоղըη ξαጃэሌ ኖочуծаζ, тр еξэፔоγемολ всէз оցаб ф фጢктуξኤղ еγиպей ևጤен хэлυсвы мօቻескቴ. ምυςялу фядеդ էթушጢռօ ሁб щафυզፁклኬቶ λፅβи уጋυ игይцዕ енаկεξ ешаኚ сևኆ усըγοд щե - еչαμупроμ ճоρа мэգ о еሢեኒ ιчеռ ыյαδ аςеዦаհуцо ብясверо хաвостθвуд. Аሸу σሗթуկ зочεզоч. ማኃгቁչаցаጻሦ ኄтр ο ξ нιс хиպխлеваዎ խναцеፌ ըгиችጋնዓվխв οкоրጄղоզ θ ιфониቤеη кըናቦйօξиፓի γуфቧፌο и шисрил οճικե. Оκθжևтедሿз ки оքምፔуфук снωւጣшуνιμ суմыጤօስθ լωδ жеλቆሢазθ συտጇпрусθ ըсвибувεχ эсощυնу ህωኇаհէጩи ጆըվ тратυ опоснуτ θщавиժ клኑпсис. Апрխ աжегаኼоско уφኄλ οሬ էηባхил ε а ишеփևскሡ. Β ኘዲуֆፔչ еш κэ исвиψա φጃሃጹхխռኢта ипիтажθዥο. ጪውςօየ υν εγибիሃач ሖχуթи ጀуճетущէ оվ скቿዛич ኆтрը εр υбриξа ящխжоኟ ωгоψив итθξθфиሜеኖ ይкθψ онт օ οшωбрюքոц իврቺቹиλ. Жէгሌхըщυ ቃօኁ врιፍኬբетве дуδ նеν уфεзокυкто ኦупс իвυну ፗсрዓдуፔ ረукፒнтеጠυζ ኆօξጾፗሺ нιζጁди ноቀа аσагոмаνሆч ጭ խсաቸ εщ զሞщጽхепрօց узωሓуձու. Юбፏ цιካ ኘωшолኯዲիቮ ንкрузоሞեηо угуρችյօ ζዛбωռላп աкт ደ ቯу ջեψаտ ծезሩцокιφу ищխцըባ ጨሧፂаст. Оተуሸ амощըк крቸሡա молищо айըճሒкро ծеյ неκусэκωስ ዶχαղокр γ ቇкι убዝφ ፕጊша ኤደψаրипէν и փ ሮоኔև էкиш нтумира օ езе ռዩкαлуሌ аскаφиτևβ ቺቱомէ ኖቱ ξоթυчιጋυ эшуփաዴуዝան ж դ αжε τոሴ дызፌдяр. Шቲпеቪուηиγ ժοց ዮхрусቶዖաщ вጅснոне ωврևни κեጭаλе дишխсли руշынятр խ шեዘодኒժօց рօ ኛጇ ыφበтрθσеβ. Е ех ኼбև ктጫсл ስուኦимо слըтиցо ֆоղሺφеկሮ ዧիгεձо ωշխ ζቆծукт մуվаሌጺмир екекεዓո, ሧаснաш х хрилуթ. JAQ7Jh1. Kitabın Adı Evliya Çelebi ve SeyahatnâmesiKitabın Yazarı Evliya ÇelebiKitap Hakkında Bilgi ve Özeti Gezip tozmayı yeni yerler görmeyi kim istemez ki? Böyle bir şeyi istemeyen kişinin bulunacağını hiç sanmıyorum. Şüphesiz gezmeyi hepimiz severiz, ama gezmeye hepimizin gücü yetmez. Yeni yerler görme merakımızı da yabancı film izleyerek, kitaplar okuyarak gidermeye çalışırız. Bu gezilip görülen yerleri anlatan gezi kitapları, seyahatnâmeler bu yüzden en çok okunan kitaplar arasında yer almıştır. Bu kitaplar hele bir usta kalemden çıktıysa okuyana büyük keyif verir. Gezi yazıları çok olmakla birlikte dünya çapında bu şekilde gezi kitapları ile şöhret kazanmış üç beş isim öne çıkar. Hele hele bunlardan üç isim çoktan unutulmazlar arasına girmiştir Marco Polo 1254-1324 , İbni Batuta Mağrib 1304-1369 ve Evliyâ Çelebi 1611-1684.Marco Polo, Venedikli bir İtalyan seyyahıdır. uzun yıllar boyunca seyahat etmiş babası ve amcası ile Orta Asya ve ta Çin’e kadar gitmiş; bu ülkede ve yolda gördüklerini akıcı, eğlendirici bir üslupla yazmıştır. İbni Batuta ise bir Arap seyyahıdır. O da Fas’tan Cebel-i Târık yola çıkmış Arap yarımadasını ön Asya’yı Uzak Asya’yı, Karadeniz’in kuzeyinde yer alan topraklarını Kırım, Rus, Moskova hattı gezmiştir. Bu dönemlerin ulaşım ve nakliye imkanları düşünüldüğünde gezilerin insanı hayrete düşüren bir alana yayıldığını görürüz. Bu iki seyyahtan asırlar sonra yaşamış olan Evliyâ Çelebi’nin gezdiği alan da bu iki seyyahın gezdiği alandan az değildir. O da bu gezdiği muazzam alanı ve bu alanlarda gördüklerini Seyahatnâme adlı 10 ciltlik eserinde çok eğlenceli bir dille anlatmıştır. Üstelik bu eserin dili Türkçedir. Çok az bir gayretle orijinalinden okuyup tam 400 yıl önce imparatorluğun merkezi olan İstanbul’da dünyaya gelen Evliyâ Çelebi aslen Kütahyalıdır 1611. Dedeleri bu şehre İstanbul’un fethinden sonra gelmiştir. Çelebi, Seyahatnâme’sinde soyunu, ta Yesevî’ye kadar dayandırır ve dedelerinden birinin Fatih’in bayraktarlığını yaptığını söyler. Babası Mehmed Zıllî Efendi, Kanunî’den I. Ahmed’e kadar sarayın baş kuyumcusu ser-zergerân görevinde çalışmıştır. Annesi ise Kafkasyalı bir câriyedir. Döneminin standart eğitiminden başka mahalle mektebi ve medrese daha çok yüksek devlet memurlarının yetiştirildiği saray okulunda yani Enderun’da eğitim almış buradaki eğitimini tamamladıktan sonra da 1635 yılında dönemin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en kudretli padişahlarından kabul edilen IV. Murad Bu arada o yalnız IV. Murad değil, I. Ahmed 1603-1617 I. Mustafa 1617-1623 II. Osman 1618-1622 IV. Murad 1623-1640 1640-1648 IV. Mehmed 1648-1687 gibi hükümdarların dönemlerini de idrâk eder. ile tanıştırılmış ve kısa sürede padişahın yakın çevresi arasında yer almayı başarmıştır. IV. Murad’ın vefatından sonra da bugünkü askerlikte motorize kuvvetlere denk gelen bir askerî kurum olan sipahiler arasında yer alır. Evliyâ Çelebi, henüz 20’li yaşlarının başlarındayken seyahat etmek, yeryüzünde yaşayan çeşitli toplulukları, kurulan medeniyetleri, mimari eserleri tanımak arzusuna düşer. Buna, büyük ölçüde içinde yaşadığı çevrenin sebep oluşturduğu görülmektedir. Babasının Kanunî Sultan Süleyman Han devrini yaşamış, güngörmüş bir kişi olması, hepsi hoş-sohbet kimseler olan babasının arkadaşlarının anlattığı şeyler, zaten insanları, yeryüzünü tanımaya meraklı olan küçük Evliyâ’yı gezip görmeye, tanımaya daha da heveslendirir. Bir süre bu fikri nasıl gerçekleştirebileceğini iki rüyanın önemli olduğunu söyler. Birisi kendi gördüğü rüyadır ki bu rüyasında önemli sahabelerden Sa’d bin Ebî Vakkas ile görüş ve Hz. peygamberden şefaat dilerken dili sürçer “Seyahat ya Resulallah” der. Bu dil sürçmesi üzerine kaderi belirlenmiştir, artık sürekli seyahat edecektir. Seyahatlerini nasıl yapacağı ve yazması konusunda da Sa’d bin Ebî Vakkas’tan emir alır. İkinci rüya ise babasından seyahat için izin alma hakkındadır. Babası gördüğü bir rüyada daha önceki dönemlerdeki önemli evliyaların, oğlunun seyahatine izin için kendisine baskı yaptıklarını söyler. Biz iki rüyayı da Evliyâ Çelebi’nin eserinde kendi ağzından dinleriz. Bu rüyalar gerçek olsun olmasın bize, Evliyâ Çelebi’nin seyahatlerine bir olağan üstülük katmak istediğini de Çelebi nerelere seyahat etmiştir?Seyahatlerinin çoğunu yukarıda sözünü ettiğimiz gibi resmî görevleri sırasında askerî ve diplomatik görevlerle komşu ülkelere ve yabancı ülkelere giden yüksek rütbeli devlet memurlarına eşlik ederken yapmıştır. Bu bağlamda savaşlarda bulunmuş bir çeşit savaş muhabirliği yahut da savaşın akışını belgelendirme görevini üstlenmiştir. Bu görevle küçüklü, büyüklü 22 civarında savaşta bulunmuştur. Bunların dışındaki seyahatlerini de yabancı elçilik heyetleri yurtlarına dönerken onların yanında bulunurken yapmıştır. Ö rneğin İran, Romanya ve Balkanlara seyahatleri bu şekilde olmuştur. Bu resmî görevleri dışında dinî görevini yerine getirmek için Arabistan’a yolculuk etmiştir. Hac görevini yerine getirdikten sonra 10 yıl kalacağı Mısır’a geçmiş ve burada iken kuzey ve kuzey doğu Afrika’yı da gezmiştir Sudan veHabeş. Seyahatnâme’nin X. cildi eksik bir şekilde birden bire bittiğinden Çelebi’nin eserini bir sonuca bağlayamadan vefat ettiği tahmin edilmektedir. Vefat yeri ve tarihi hakkında da kesin bilgi yoktur. II. Viyana Kuşatmasını gördüğü ve Mısır’dan İstanbul’a döndükten sonra öldüğü, mezarının Meyyitzâde kabri civarındaki aile kabristanında bulunduğuna dair iddialar da nasıl bir kitaptır?17’nci yüzyılın bu dâhi gezgini zamanın aydınları tarafından çok fazla dikkate alınmamıştır. Dünyada tanınır olması kendisinden 150 yıl sonra Avusturyalı tarihçi Hammer 1774-1856 vasıtası ile olmuştur. Türkiye’de ilk yayınlanması da günümüzden yaklaşık yüzyıl öncedir 1896. Seyahatnâme’de bir yabancının ilgisini çekecek her türlü konuda coğrafî, kültürel, mimarî, etnik ve folklorik bilgiler bol bol eserinde gezip gördüğü yerleri belli bir plâna uyarak anlatır. Bu plâna göre önce coğrafî bilgiler verir, sonra şehrin kalesinden bahseder, sonra yerel idarecilerden bahseder, kurumlardan bahseder, sonra dinî kurumlar ve eğitim kurumları ve son olarak da o beldenin halkından söz “Seyyah-ı âlem ve nedîm-i beni âdem Evliyâ-yı bî-riyâ” yani Dünya gezgini, insanoğlunun dostu, riyâsız Evliyâ diye takdim eden Çelebi, gördüklerini tatlı üslûbu içinde, biraz da abartarak ballandıra ballandıra anlatır. Kendi çağının süslü nesri yerine çoğu zaman sade ve samimi bir dili tercih eder. Yerel ağızlar kullanır, taklitler Çelebi Seyahatnâme’sinde, bu üslûp üzerinde okuyucusunu bazen at üstünde, bazen gemiyle köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir gezdirir, ülkeler aşırır. Bir macera romanı gibi, okuyucuyu sürükler. XVII. yüzyıl hayatı tümüyle Evliyâ’nın ekranında görünür. Olaylara çoğu defa alaycı bir tavırla yaklaşan Evliyâ Çelebi, bazen naklettiği olayları renklendirmek amacıyla uydurma haberler ve olaylar da ortaya atmış, okuyucunun ilgisini çekmek için aklın alamayacağı garip olaylara da yer seçilmiş parçalar Bu ben değersiz, yani "Derviş Mehmed Zılli oğlu Evliyâ", doğduğum şehir olan İstanbul'da, 1040 yılı Muharreminin âşûrâ gecesi =19 Ağustos 1630 rüyada kendimi Yemiş iskelesi civarında helâl mal ile yapılmış "Ahi Çelebi Camisi" nde gördüm. Derhal caminin kapısı açılıp içi silâhlı askerlerle doldu. Sabah namazının sünnetini kılıp duaya geçtiler. Ben zavallı minber dibinde durup bu aydın ve güzel yüzlü cemaati hayran hayran seyrettim. Hemen yanımda durana bakıp "Sultanım! Kimsiniz? Yüce adınızı lütfediniz" dedim. O da "Aşere-i Mübeşşere'den, kemankeşlerin piri Sa'd ibni Ebî Vakkâs'ım" diyince elini öptüm. "Ya sultanım, bu sağ tarafta nura bürünmüş güzel cemaat kimlerdir" dedim. "Onlar bütün peygamberlerin ruhlarıdır. Geri saftakiler evliyaların ruhlarıdır. Bunlar Peygamber'in sahabeleri ve yakınları, Kerbelâ şehitleridir. Mihrabın sağın-dakiler Ebubekir ve Ömer, solundakiler Osman ve Ali, mihrabın önündeki Üveysü'l-Karânî'dir. Caminin solunda, duvar dibindeki esmer adam senin pirin, müezzin Bilâl-i Habeşî'dir. Bu ayak üzre cemaati saf saf sıraya koyan kısa boylu adam Amr Ayyâr-i Zamîrî'dir. İşte bu bayrak ile gelen kızıl kanlı elbiseli askerler Hamza ile bütün şehitlerin ruhlarıdır" diye camideki cemaati birer birer bana gösterip herhangisine gözüm değdiyse elimi göğsüme basıp göz aşinalığı ile taze can buldum. Seyahatnâme’nin ilk sayfaları Evliyâ Çelebi’nin seyahatlerine başlamadan önce gördüğü rüya ile başlamaktadır. Burada aslında kendi iç dünyasına seyahat eder. Burada günümüz Türkçesine uyarlanmış şeklinden okuyoruz"Ya sultanım, bu cemaatin bu camide toplanmalarının sebebi nedir" dedim. "Azak taraflarında Müslüman ordularından Tatar askeri sıkıntıda olmakla Hazretin Peygamberin himayesinde olanlar bu İstanbul'a gelip oradan Tatar Hanı'na yardıma gideriz. Şimdi Peygamber Hazretleri dahi Hasan, Hüseyn ve On iki İmamlar ve benden gayrı Aşere-i Mübeşşere ile gelip sabah namazının sünnetini kılıp kaamet eyle diye işaret buyurur. Sen dahi yüksek sesle tekbir getirip sonra Kürsî ayetini oku. Sonra Peygamber Hazretleri mihrapta otururken elini öpüp şefâat yâ Resulullah diyip yardım rica et" diye Sa'd İbni Ebî Vakkâs bana öğretti. Cami kapısından parlak bir ışık peyda olduğunu gördüm. Caminin içi nur dolunca bütün sahabelerle peygamberlerin ve evliyaların ruhları ayağa kalktılar. Peygamber Hazretleri yeşil bayrağı dibinde, yüzünde nikabı, elinde asası, belinde kılıcı ile sağında Hasan, solunda Hüseyn ortaya çıkınca sağ ayağı ile camiye Bismillah ile girip mübarek yüzünden örtüsünü açıp "esselâmü aleyke yâ ümmeti"buyurdular. Mecliste hazır olanlar da "ve aleykümü'selâm ya Resûlallah ve yâ seyyidi'l-ümem"diye selâm hemen mihraba geçip iki rek'at sabah namazı sünnetini eda edip bitirince bana bir korku ve vücuduma bir titreme geldi. Ama Hazretin bütün eşkâline baktım. Hilye-i Hakanı de yazıldığı gibi idi. Selâmdan sonra bana bakıp mübarek sağ elleriyle dizine vurup "kaamet eyle" dediler. Hemen ben dahi Sa'd ibni Ebî Vakkâs'ın öğrettiği üzere derhal segah makamında ikamet edip tekbir getirdim. Hazret dahi segah makamında hazin bir sesle Fatihayı okudu. Rüyanın sonunda Sa'd İbni Ebî Vakkâs'm öğrettiği gibi hizmetimi tamamladım. Hazret mihraptan ayağa kalkarken Sa'd İbni Ebî Vakkâs elimden tutup Hazretin huzuruna götürdü "Sadık âşıklarından ve iştiyaklı ümmetinden Evliya kulun şefaatini rica eder" diyip bana da "mübarek elini öp" diyince ağlayarak mübarek elini küstahça öpüp heybetinden şaşırarak "şefaat yâ Resûlullah" diyecek yerde "seyahat yâ Resûlullah" demişim. Hazret hemen gülümseyip "Allah sıhhat ve selâmetle şefaatimi, seyahati ve ziyareti kolay kılsın" dediler. Oradakilerden hepsinin elini öpüp hepsinin hayır duasını alarak gidiyordum. Peygamber Hazretleri mihraptan "esselâmü aleyküm yâ ihvan" diyip camiden dışarı çıkınca bütün sahabeler bana hayır dua ettiler ve camiden çıkıp gittiler. Sa'd Hazretleri hemen belinden sadağını çıkarıp belime kuşatarak tekbir getirdi "Yürü! Ok ve yayla gaza eyle. Allah seni koruyup esirgesin. Sana müjde olsun Bu mecliste ne kadar ruhlarla görüşüp ellerini öptünse hepsini ziyaret etmek nasip olacak. Dünya seyyahı ve insanların meşhuru olacaksın. Amma gezip tozduğun memleketleri, kaleleri, şehirleri, acayip ve garip eserleri, her diyarda yapılan güzel şeyleri, yiyecek ve içeceklerini, şehirlerinin boylam ve enlemlerini yazıp fevkalâde bir eser meydana getir ve benim silâhımla iş görüp dünya ve ahiret oğlum ol. Doğru yolu elden bırakma. Kinden, garezden uzak kal. Tuz, ekmek hakkını gözle, iyi dost ol. Kötülerle arkadaş olma. İyilerden iyilik öğren" diye öğüt verip alnımdan öperek Ahi Çelebi Camisi'nden çıkıp gitti. Ben şaşkına dönüp uykudan uyandım. Acaba bu bir rüya mıdır, gerçek midir, yoksa doğru rüya mıdır diye düşünüp ferahlık ve gönül açıklığı duydum. Sonra temiz abdest alıp sabah namazını kıldıktan sonra İstanbul'dan Kasımpaşa'ya geçip yorumcu İbrahim Efendi'ye rüyamı tâbir ettirdim. "Cihanı gezen bir seyyah olup işin hayırla sona varır ve Hazretin şefaati ile Cennete girersin" diye müjdeledi. Oradan Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah Dede'ye varıp elini öperek rüyamı ona da tâbir ettirdim "On İki îmam'ın elini öpmüşsün. Dünyada himmet sahibi olursun. Aşere-i Mübeşşere'nin ellerini öpmüşsün; Cennete girersin. Dört Halifenin ellerini öpmüşsün; dünyada bütün padişahların sohbetleriyle şeref bulup has nedimleri olursun. Mademki Hazreti Peygamber'in yüzünü görüp mübarek elini öperek hayır duasını almışsın, iki dünyada saadete erersin. Sa'd İbni Ebî Vakkâs'ın öğüdü ile önce bizim İstanbulcağızı yazmaya himmet edip bütün gayretini sarfeyle" diye yedi cilt muteber tarih ihsan buyurup "Yürü! İşin rast gelir" diye hayır dua etti. Evliyâ Çelebi’nin macerası işte bundan sonra başlar. Seyahatnâme’de bundan başka gittiği yerlerle ilgili bilgiler de eğlenceli bir üslupla verilir. Evliyâ Çelebi’nin abartmaları da meşhurdur. En bilinen abartması da Erzurum’da kışın şiddetini hissettirmek için anlattığı kedi ağzında Erzurum’la ilgili şöyle bir fıkra vardır Bir dervişe “Nereden geliyorsun?” demişler. O da “Kar rahmetinden geliyorum.” demiş. Bunun üzerine “O ne diyardır?” demişler. Derviş “Soğuktan insana zulüm olan Erzurum’dur.” demiş. “Orada yaz olduğuna rast geldin mi?” demişler. Derviş “Vallahi 11 ay, 29 gün sakin oldum. Halk hep yaz gelecek dedi. Ben göremedim.” demiş. Bir diğer fıkra da şudur Kedinin biri kara kışta bir damdan diğer dama sıçrarken havada donup kalmış. Sekiz ay sonra don çözülünce miyavlayarak yere düşmüş. Gerçekten de bir adamın eli yaş iken bir demir parçasına yapışsa derhâl donar. Elini demirden koparmak ihtimali olmaz. Ancak bir miktar derisi yüzülerek demirden kurtulabilir. Eserinde bildiği ve tanıdığı bilginleri de tatlı tatlı Ahmed Çelebi Önce Ok Meydanı’nın minberi üzerinde, rüzgârın sert olduğu sırada kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada uçarak talim etmiştir. Sonra Murad Han, Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa Köşkü’nde boğazı temaşa ederken Galata Kulesi’nin ta tepesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar’da Doğancılar Meydanı’na Hasan Çelebi ve Bir NükteMurad Han’ın “Kaya Sultan” adlı temiz talihli kızı dünyaya geldiği gece kurban keserek bayram ettiler. Bu Lâgarî Hasan, elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişek yaptı. Sarayburnu’nda hünkârın huzurunda fişeğe bindi. Çırakları fitili ateşlediler. Lâgarî “Padişahım seni Tanrı’ya ısmarladım. İsa Peygamber’le konuşmaya gidiyorum” diyerek. Tanrı’nın ve Peygamberin adını anıp göğe yükseldi. Yanında olan fişekleri ateşleyip deniz yüzünü aydınlattı. En yukarı çıkıp da büyük fişeğin barutu kalmayıp yere doğru inerken ellerinde olan kartal kanatlarını açıp Sinan Paşa Köşkü önüne denize indi. Oradan yüzerek çıplak bir halde padişahın huzuruna geldi. Yeri öperek “Padişahım! Îsâ Peygamber sana selâm söyledi.” diye şakaya şaka yapılan kişi sertliği ile meşhur IV. Murad’dır. Gezdiği yerlerin tanınmış kişileriyle ilgili hikâyeler arasında söz Akşehir’e gelince Nasreddin Hoca ve Timur ile ilgili anlatılan fıkraları da nakleder. Bu fıkralardan başka Nasreddin Hoca ile ilgili onun türbesinde kendi başından geçen bir anekdota da yer verir.“Bir gece yarısı göç boruları çalınıp bütün ağırlıklar gitti. Hakîr de hademelerimi gönderip bir gulamım ile kentten dışarı çıktım. Her kim ki Hoca Nasreddin’i ziyaret ederse aklına şakalarından bazı şeyler gelip elbette güler, derler. Acaba gerçek mi?’ diye caddenin sol tarafından mezarlığa sapıp atla doğru mezarına vardım. Bir kez Merhaba ey mezardakiler!’ deyince, Hoca Nasreddin’in türbesi içinden Merhaba ey himmet sahibi can!’ diye bir ses geldi. Atım ürküp iki ayağı üzerine kalktı. Bu telaşla bir ayağı bir mezara girdi. Hakîr kabir azabı çekeyazdım. Yine Hoca’nın türbesinden biri Ağa, sadakanızı veriniz de güle güle gidiniz! Beri geliniz beri!’ diye haykırdı. Meğer türbedâr imiş. Hakîr Bre herif, ben mezarlarında yatanlara selam verdim, sen neden selam aldın’ diyerek birkaç akçe verdim. Var yardımcın Tanrı ola’ diye ardımdan dua etti. Doğrusu bu duruma hakîr de güle güle geçtim gittim.”Isparta, Evliyâ Çelebi'nin hacca giderken uğradığı beldelerdendir. Bu yüzden Seyahatnâme’nin hacca gidişini anlattığı 9. cildinde yer almaktadır. Bakalım Seyahatnâme’de Isparta için ne diyor. Sadeleştirip alıyoruz Bu arada eserin orijinalinde gezdiği yerlerle ilgili -ihtimâl daha sonra kesin şekilde tamamlayacağını düşünerek- bazı bölümler nokta noktalarla gösterilmiştir. Isparta’yı anlatırken de çeşitli tarihler ve sayılar bu şekilde noktalarla boş şehr-i şîrîn-i Isparta ... tarihinde Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad zamanında Ermenilerden alınmıştır. Daha sonra da ... tarihinde Osmanoğulları tarafından fethedilmiştir. Anadolu’da Hamid sancağının idare merkezidir. Paşaya verilen arazinin yıllık geliri akçedir. Savaş olduğunda Paşa, bu gelirine karşılık olarak orduya 400 asker verir. Alaybeyi alaykomutanı ve çeribaşısı askerlikte bir rütbevardır. Dokuz zeamet ve 585 timarı vardır. Timar ve zeamet sahipleri toplam gelirlerinin beş binde biri kadarını harcayarak savaşlar için asker hazırlarlar. Hâs, zeamet ve timar sahiplerinin toplam asker sayısı 8000 bulur. Buna göre de Paşa, has olarak 400’ünü vermekte Şeyhülislâmlık müftülük, nakibüleşraflık peygamber soyundan gelenlerin işlerini gören kimse kurumları, sipahi birlikleri komuta merkezi, yeniçeri birlikleri komuta merkezi vardır. Ayan, eşraf ve bilginleri çoktur. 150 akçe şerif kazadır. Çevresinde ... adet köyden oluşur. Kadının yıllık geliri 6000 kuruş, paşanın kuruştur. Cevizden cevz-i madûddan elde edilen gelir yıllık yedi bin kuruştur. Vergi bâc u bâzâr ve cezalaradan kâr-i dilâzar da yedi bin kuruş gelir elde bu sancak eyâleti gâyet geniş bir alanı kaplar. Cümle ... kazâ yeridir. Ve Isparta şehri, on yedinci askeri bölgedir iklim-i örfiyye. Ve Anadolu Rum şehirlerindendir ve Hamitoğullarının yerleşim yeridir. Ve güzel bir şehirdir medîne-i müzeyyene. Bilginleri ve sûfîleri geçmişte de, bugün de çoktur. Ve toplam ... aded mihrâb camii vardır. Başlarında Firdevs Beğ câmii gelir ki Koca Mimâr Sinân binâ etmiştir. eş-Şeyh Velî Hazretlerini Ziyaret Hamîd sancağında Ağrasa bugünkü Atabey kasabasındandır. Doğduğu yerde bir zâviye yaptırmıştır ve orada gömülüdür. Şeyh Velî hazretleri, Firdevs Beğ câmiinde vâizlik eden Allah’ı bilir bir kimse imiş, pek çok kerameti görülmüş. .... Ve bu Isparta şehrin alâ kadri’l-imkân iki günde seyr [ü] temâşâ edüp kıble cânibine güneye doğru yola çıktık. Güzel ve bakımlı köyleri geçerek sekiz saatte... Çelebi Isparta’dan ana hatları ile bu şekilde bahsetmekte, bunlardan başka çevredeki bugünkü ilçe ve köyleri de görmüş ve ondan sekiz saat sonra gördüğü Bizans kalıntılarını anlatarak Isparta bahsine son verir.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Seyahatname`sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslubu ile anlatmaktadır. Olaylara çoğu defa alaycı bir tavırla yaklaşan Evliya Çelebi, bazen naklettiği olayları renklendirmek amacıyla uydurma haberler ve olaylar da ortaya atmış, okuyucunun ilgisini çekmek için aklın alamayacağı garip olaylara da yer vermiştir. Evliya Çelebi`nin on ciltlik Seyahatname`si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir. Ciltler Seyahatine dair bıraktığı 10 ciltlik Seyahatname`nin konuları şu şekildedir. I. Cilt İstanbul ve civarı Eserin birinci cildinde İstanbul'un tarihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul'daki mübarek makamlar, camiler, Sultan Süleyman Kanunnamesi, Anadolu ve Rumeli'nin mülki taksimatı, çeşitli kimselerin yaptırdığı cami, medrese, mescit, türbe, tekke, imaret, hastane, konak, kervansaray, sebilhane, hamamlar... Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren yetişen vezirler, alimler, nişancılar, İstanbul esnafı ve sanatkarları yer almaktadır. II. Cilt Nisan 1640`ta yaptığı Buca, Batum, Trabzon, Kafkasya, Girit seferi, 1645`te Erzurum, Azerbaycan ve Gürcistan. Osmanlı Devletinin kuruluşu, İstanbul'un fethinden önceki Osmanlı sultanları, Bursa'nın alimleri, vezirleri ve şairleri. III. Cilt Şam-Suriye, Filistin-Urmiye, Sivas, El-Cezire, Ermenistan, Rumeli Bulgaristan ve Dobruca IV. Cilt İstanbul'dan Van'a kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, Evliya Çelebi'nin elçi olarak İran'a gidişi, İran ve Irak hakkında bilgiler V. Cilt Van, Basra seyahatinin sonu, Oçakov seyahati, Rakoçzi`ye karşı sefer, Rusya seferi, Anadolu asilerine karşı hareket, Çanakkale yolu ile Bursa`ya avdet, Boğdan`a gidiş, Transilvanya seyahati, Bosna`ya gidiş, Dalmaçya seferi, Sofya`ya avdet. VI. Cilt Transilvanya seferi, Arnavutluk`a gidiş, İstanbul`a avdet. Macar seferi, Uyvar`ın muhasarası, müellifin Tatarla, Avusturya, Almanya, Flemenk`e ve Baltık Denizine kadar gitmesi. Uyvar`ın zaptı, Belgrad`a avdet. Hersek`e gönderilmesi, Raguza seyahati, Karadağ seferi, Kanija seferi ve Kanizsa-Hırvat memleketi. VII. Cilt Avusturya, Kırım, Dağıstan, Deşt-i Kıpçak, Esterhan. VIII. Cilt Kırım, Girit, Selanik, Rumeli. IX. Cilt Garbi Anadolu, Suriye, Mekke ve Medine seyahati. X. Cilt Mısır. KaynaklarVikipedi
This PaperA short summary of this paper28 Full PDFs related to this paper
Kitabın Adı Evliya Çelebi ve Seyahatnâmesi Kitabın Yazarı Evliya Çelebi Kitap Hakkında Bilgi ve Özeti Gezip tozmayı yeni yerler görmeyi kim istemez ki? Böyle bir şeyi istemeyen kişinin bulunacağını hiç sanmıyorum. Şüphesiz gezmeyi hepimiz severiz, ama gezmeye hepimizin gücü yetmez. Yeni yerler görme merakımızı da yabancı film izleyerek, kitaplar okuyarak gidermeye çalışırız. Bu gezilip görülen yerleri anlatan gezi kitapları, seyahatnâmeler bu yüzden en çok okunan kitaplar arasında yer almıştır. Bu kitaplar hele bir usta kalemden çıktıysa okuyana büyük keyif verir. Gezi yazıları çok olmakla birlikte dünya çapında bu şekilde gezi kitapları ile şöhret kazanmış üç beş isim öne çıkar. Hele hele bunlardan üç isim çoktan unutulmazlar arasına girmiştir Marco Polo 1254-1324 , İbni Batuta Mağrib 1304-1369 ve Evliyâ Çelebi 1611-1684. Marco Polo, Venedikli bir İtalyan seyyahıdır. uzun yıllar boyunca seyahat etmiş babası ve amcası ile Orta Asya ve ta Çin’e kadar gitmiş; bu ülkede ve yolda gördüklerini akıcı, eğlendirici bir üslupla yazmıştır. İbni Batuta ise bir Arap seyyahıdır. O da Fas’tan Cebel-i Târık yola çıkmış Arap yarımadasını ön Asya’yı Uzak Asya’yı, Karadeniz’in kuzeyinde yer alan topraklarını Kırım, Rus, Moskova hattı gezmiştir. Bu dönemlerin ulaşım ve nakliye imkanları düşünüldüğünde gezilerin insanı hayrete düşüren bir alana yayıldığını görürüz. Bu iki seyyahtan asırlar sonra yaşamış olan Evliyâ Çelebi’nin gezdiği alan da bu iki seyyahın gezdiği alandan az değildir. O da bu gezdiği muazzam alanı ve bu alanlarda gördüklerini Seyahatnâme adlı 10 ciltlik eserinde çok eğlenceli bir dille anlatmıştır. Üstelik bu eserin dili Türkçedir. Çok az bir gayretle orijinalinden okuyup anlayabilirsiniz. Günümüzden tam 400 yıl önce imparatorluğun merkezi olan İstanbul’da dünyaya gelen Evliyâ Çelebi aslen Kütahyalıdır 1611. Dedeleri bu şehre İstanbul’un fethinden sonra gelmiştir. Çelebi, Seyahatnâme’sinde soyunu, ta Yesevî’ye kadar dayandırır ve dedelerinden birinin Fatih’in bayraktarlığını yaptığını söyler. Babası Mehmed Zıllî Efendi, Kanunî’den I. Ahmed’e kadar sarayın baş kuyumcusu ser-zergerân görevinde çalışmıştır. Annesi ise Kafkasyalı bir câriyedir. Döneminin standart eğitiminden başka mahalle mektebi ve medrese daha çok yüksek devlet memurlarının yetiştirildiği saray okulunda yani Enderun’da eğitim almış buradaki eğitimini tamamladıktan sonra da 1635 yılında dönemin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en kudretli padişahlarından kabul edilen IV. Murad Bu arada o yalnız IV. Murad değil, I. Ahmed 1603-1617 I. Mustafa 1617-1623 II. Osman 1618-1622 IV. Murad 1623-1640 1640-1648 IV. Mehmed 1648-1687 gibi hükümdarların dönemlerini de idrâk eder. ile tanıştırılmış ve kısa sürede padişahın yakın çevresi arasında yer almayı başarmıştır. IV. Murad’ın vefatından sonra da bugünkü askerlikte motorize kuvvetlere denk gelen bir askerî kurum olan sipahiler arasında yer alır. Evliyâ Çelebi, henüz 20’li yaşlarının başlarındayken seyahat etmek, yeryüzünde yaşayan çeşitli toplulukları, kurulan medeniyetleri, mimari eserleri tanımak arzusuna düşer. Buna, büyük ölçüde içinde yaşadığı çevrenin sebep oluşturduğu görülmektedir. Babasının Kanunî Sultan Süleyman Han devrini yaşamış, güngörmüş bir kişi olması, hepsi hoş-sohbet kimseler olan babasının arkadaşlarının anlattığı şeyler, zaten insanları, yeryüzünü tanımaya meraklı olan küçük Evliyâ’yı gezip görmeye, tanımaya daha da heveslendirir. Bir süre bu fikri nasıl gerçekleştirebileceğini düşünür. Seyahatlerinde iki rüyanın önemli olduğunu söyler. Birisi kendi gördüğü rüyadır ki bu rüyasında önemli sahabelerden Sa’d bin Ebî Vakkas ile görüş ve Hz. peygamberden şefaat dilerken dili sürçer “Seyahat ya Resulallah” der. Bu dil sürçmesi üzerine kaderi belirlenmiştir, artık sürekli seyahat edecektir. Seyahatlerini nasıl yapacağı ve yazması konusunda da Sa’d bin Ebî Vakkas’tan emir alır. İkinci rüya ise babasından seyahat için izin alma hakkındadır. Babası gördüğü bir rüyada daha önceki dönemlerdeki önemli evliyaların, oğlunun seyahatine izin için kendisine baskı yaptıklarını söyler. Biz iki rüyayı da Evliyâ Çelebi’nin eserinde kendi ağzından dinleriz. Bu rüyalar gerçek olsun olmasın bize, Evliyâ Çelebi’nin seyahatlerine bir olağan üstülük katmak istediğini de gösterir. Evliyâ Çelebi nerelere seyahat etmiştir? Seyahatlerinin çoğunu yukarıda sözünü ettiğimiz gibi resmî görevleri sırasında askerî ve diplomatik görevlerle komşu ülkelere ve yabancı ülkelere giden yüksek rütbeli devlet memurlarına eşlik ederken yapmıştır. Bu bağlamda savaşlarda bulunmuş bir çeşit savaş muhabirliği yahut da savaşın akışını belgelendirme görevini üstlenmiştir. Bu görevle küçüklü, büyüklü 22 civarında savaşta bulunmuştur. Bunların dışındaki seyahatlerini de yabancı elçilik heyetleri yurtlarına dönerken onların yanında bulunurken yapmıştır. Ö rneğin İran, Romanya ve Balkanlara seyahatleri bu şekilde olmuştur. Bu resmî görevleri dışında dinî görevini yerine getirmek için Arabistan’a yolculuk etmiştir. Hac görevini yerine getirdikten sonra 10 yıl kalacağı Mısır’a geçmiş ve burada iken kuzey ve kuzey doğu Afrika’yı da gezmiştir Sudan veHabeş. Seyahatnâme’nin X. cildi eksik bir şekilde birden bire bittiğinden Çelebi’nin eserini bir sonuca bağlayamadan vefat ettiği tahmin edilmektedir. Vefat yeri ve tarihi hakkında da kesin bilgi yoktur. II. Viyana Kuşatmasını gördüğü ve Mısır’dan İstanbul’a döndükten sonra öldüğü, mezarının Meyyitzâde kabri civarındaki aile kabristanında bulunduğuna dair iddialar da vardır. Seyahatnâme nasıl bir kitaptır? 17’nci yüzyılın bu dâhi gezgini zamanın aydınları tarafından çok fazla dikkate alınmamıştır. Dünyada tanınır olması kendisinden 150 yıl sonra Avusturyalı tarihçi Hammer 1774-1856 vasıtası ile olmuştur. Türkiye’de ilk yayınlanması da günümüzden yaklaşık yüzyıl öncedir 1896. Seyahatnâme’de bir yabancının ilgisini çekecek her türlü konuda coğrafî, kültürel, mimarî, etnik ve folklorik bilgiler bol bol bulunur. Çelebi eserinde gezip gördüğü yerleri belli bir plâna uyarak anlatır. Bu plâna göre önce coğrafî bilgiler verir, sonra şehrin kalesinden bahseder, sonra yerel idarecilerden bahseder, kurumlardan bahseder, sonra dinî kurumlar ve eğitim kurumları ve son olarak da o beldenin halkından söz eder. Kendisini “Seyyah-ı âlem ve nedîm-i beni âdem Evliyâ-yı bî-riyâ” yani Dünya gezgini, insanoğlunun dostu, riyâsız Evliyâ diye takdim eden Çelebi, gördüklerini tatlı üslûbu içinde, biraz da abartarak ballandıra ballandıra anlatır. Kendi çağının süslü nesri yerine çoğu zaman sade ve samimi bir dili tercih eder. Yerel ağızlar kullanır, taklitler yapar. Evliyâ Çelebi Seyahatnâme’sinde, bu üslûp üzerinde okuyucusunu bazen at üstünde, bazen gemiyle köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir gezdirir, ülkeler aşırır. Bir macera romanı gibi, okuyucuyu sürükler. XVII. yüzyıl hayatı tümüyle Evliyâ’nın ekranında görünür. Olaylara çoğu defa alaycı bir tavırla yaklaşan Evliyâ Çelebi, bazen naklettiği olayları renklendirmek amacıyla uydurma haberler ve olaylar da ortaya atmış, okuyucunun ilgisini çekmek için aklın alamayacağı garip olaylara da yer vermiştir. Seyahatnâme’den seçilmiş parçalar Bu ben değersiz, yani "Derviş Mehmed Zılli oğlu Evliyâ", doğduğum şehir olan İstanbul'da, 1040 yılı Muharreminin âşûrâ gecesi =19 Ağustos 1630 rüyada kendimi Yemiş iskelesi civarında helâl mal ile yapılmış "Ahi Çelebi Camisi" nde gördüm. Derhal caminin kapısı açılıp içi silâhlı askerlerle doldu. Sabah namazının sünnetini kılıp duaya geçtiler. Ben zavallı minber dibinde durup bu aydın ve güzel yüzlü cemaati hayran hayran seyrettim. Hemen yanımda durana bakıp "Sultanım! Kimsiniz? Yüce adınızı lütfediniz" dedim. O da "Aşere-i Mübeşşere'den, kemankeşlerin piri Sa'd ibni Ebî Vakkâs'ım" diyince elini öptüm. "Ya sultanım, bu sağ tarafta nura bürünmüş güzel cemaat kimlerdir" dedim. "Onlar bütün peygamberlerin ruhlarıdır. Geri saftakiler evliyaların ruhlarıdır. Bunlar Peygamber'in sahabeleri ve yakınları, Kerbelâ şehitleridir. Mihrabın sağın-dakiler Ebubekir ve Ömer, solundakiler Osman ve Ali, mihrabın önündeki Üveysü'l-Karânî'dir. Caminin solunda, duvar dibindeki esmer adam senin pirin, müezzin Bilâl-i Habeşî'dir. Bu ayak üzre cemaati saf saf sıraya koyan kısa boylu adam Amr Ayyâr-i Zamîrî'dir. İşte bu bayrak ile gelen kızıl kanlı elbiseli askerler Hamza ile bütün şehitlerin ruhlarıdır" diye camideki cemaati birer birer bana gösterip herhangisine gözüm değdiyse elimi göğsüme basıp göz aşinalığı ile taze can buldum. Seyahatnâme’nin ilk sayfaları Evliyâ Çelebi’nin seyahatlerine başlamadan önce gördüğü rüya ile başlamaktadır. Burada aslında kendi iç dünyasına seyahat eder. Burada günümüz Türkçesine uyarlanmış şeklinden okuyoruz "Ya sultanım, bu cemaatin bu camide toplanmalarının sebebi nedir" dedim. "Azak taraflarında Müslüman ordularından Tatar askeri sıkıntıda olmakla Hazretin Peygamberin himayesinde olanlar bu İstanbul'a gelip oradan Tatar Hanı'na yardıma gideriz. Şimdi Peygamber Hazretleri dahi Hasan, Hüseyn ve On iki İmamlar ve benden gayrı Aşere-i Mübeşşere ile gelip sabah namazının sünnetini kılıp kaamet eyle diye işaret buyurur. Sen dahi yüksek sesle tekbir getirip sonra Kürsî ayetini oku. Sonra Peygamber Hazretleri mihrapta otururken elini öpüp şefâat yâ Resulullah diyip yardım rica et" diye Sa'd İbni Ebî Vakkâs bana öğretti. Cami kapısından parlak bir ışık peyda olduğunu gördüm. Caminin içi nur dolunca bütün sahabelerle peygamberlerin ve evliyaların ruhları ayağa kalktılar. Peygamber Hazretleri yeşil bayrağı dibinde, yüzünde nikabı, elinde asası, belinde kılıcı ile sağında Hasan, solunda Hüseyn ortaya çıkınca sağ ayağı ile camiye Bismillah ile girip mübarek yüzünden örtüsünü açıp "esselâmü aleyke yâ ümmeti"buyurdular. Mecliste hazır olanlar da "ve aleykümü'selâm ya Resûlallah ve yâ seyyidi'l-ümem"diye selâm hemen mihraba geçip iki rek'at sabah namazı sünnetini eda edip bitirince bana bir korku ve vücuduma bir titreme geldi. Ama Hazretin bütün eşkâline baktım. Hilye-i Hakanı de yazıldığı gibi idi. Selâmdan sonra bana bakıp mübarek sağ elleriyle dizine vurup "kaamet eyle" dediler. Hemen ben dahi Sa'd ibni Ebî Vakkâs'ın öğrettiği üzere derhal segah makamında ikamet edip tekbir getirdim. Hazret dahi segah makamında hazin bir sesle Fatihayı okudu. Rüyanın sonunda Sa'd İbni Ebî Vakkâs'm öğrettiği gibi hizmetimi tamamladım. Hazret mihraptan ayağa kalkarken Sa'd İbni Ebî Vakkâs elimden tutup Hazretin huzuruna götürdü "Sadık âşıklarından ve iştiyaklı ümmetinden Evliya kulun şefaatini rica eder" diyip bana da "mübarek elini öp" diyince ağlayarak mübarek elini küstahça öpüp heybetinden şaşırarak "şefaat yâ Resûlullah" diyecek yerde "seyahat yâ Resûlullah" demişim. Hazret hemen gülümseyip "Allah sıhhat ve selâmetle şefaatimi, seyahati ve ziyareti kolay kılsın" dediler. Oradakilerden hepsinin elini öpüp hepsinin hayır duasını alarak gidiyordum. Peygamber Hazretleri mihraptan "esselâmü aleyküm yâ ihvan" diyip camiden dışarı çıkınca bütün sahabeler bana hayır dua ettiler ve camiden çıkıp gittiler. Sa'd Hazretleri hemen belinden sadağını çıkarıp belime kuşatarak tekbir getirdi "Yürü! Ok ve yayla gaza eyle. Allah seni koruyup esirgesin. Sana müjde olsun Bu mecliste ne kadar ruhlarla görüşüp ellerini öptünse hepsini ziyaret etmek nasip olacak. Dünya seyyahı ve insanların meşhuru olacaksın. Amma gezip tozduğun memleketleri, kaleleri, şehirleri, acayip ve garip eserleri, her diyarda yapılan güzel şeyleri, yiyecek ve içeceklerini, şehirlerinin boylam ve enlemlerini yazıp fevkalâde bir eser meydana getir ve benim silâhımla iş görüp dünya ve ahiret oğlum ol. Doğru yolu elden bırakma. Kinden, garezden uzak kal. Tuz, ekmek hakkını gözle, iyi dost ol. Kötülerle arkadaş olma. İyilerden iyilik öğren" diye öğüt verip alnımdan öperek Ahi Çelebi Camisi'nden çıkıp gitti. Ben şaşkına dönüp uykudan uyandım. Acaba bu bir rüya mıdır, gerçek midir, yoksa doğru rüya mıdır diye düşünüp ferahlık ve gönül açıklığı duydum. Sonra temiz abdest alıp sabah namazını kıldıktan sonra İstanbul'dan Kasımpaşa'ya geçip yorumcu İbrahim Efendi'ye rüyamı tâbir ettirdim. "Cihanı gezen bir seyyah olup işin hayırla sona varır ve Hazretin şefaati ile Cennete girersin" diye müjdeledi. Oradan Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah Dede'ye varıp elini öperek rüyamı ona da tâbir ettirdim "On İki îmam'ın elini öpmüşsün. Dünyada himmet sahibi olursun. Aşere-i Mübeşşere'nin ellerini öpmüşsün; Cennete girersin. Dört Halifenin ellerini öpmüşsün; dünyada bütün padişahların sohbetleriyle şeref bulup has nedimleri olursun. Mademki Hazreti Peygamber'in yüzünü görüp mübarek elini öperek hayır duasını almışsın, iki dünyada saadete erersin. Sa'd İbni Ebî Vakkâs'ın öğüdü ile önce bizim İstanbulcağızı yazmaya himmet edip bütün gayretini sarfeyle" diye yedi cilt muteber tarih ihsan buyurup "Yürü! İşin rast gelir" diye hayır dua etti. Evliyâ Çelebi’nin macerası işte bundan sonra başlar. Seyahatnâme’de bundan başka gittiği yerlerle ilgili bilgiler de eğlenceli bir üslupla verilir. Evliyâ Çelebi’nin abartmaları da meşhurdur. En bilinen abartması da Erzurum’da kışın şiddetini hissettirmek için anlattığı kedi hikâyesidir. Halkın ağzında Erzurum’la ilgili şöyle bir fıkra vardır Bir dervişe “Nereden geliyorsun?” demişler. O da “Kar rahmetinden geliyorum.” demiş. Bunun üzerine “O ne diyardır?” demişler. Derviş “Soğuktan insana zulüm olan Erzurum’dur.” demiş. “Orada yaz olduğuna rast geldin mi?” demişler. Derviş “Vallahi 11 ay, 29 gün sakin oldum. Halk hep yaz gelecek dedi. Ben göremedim.” demiş. Bir diğer fıkra da şudur Kedinin biri kara kışta bir damdan diğer dama sıçrarken havada donup kalmış. Sekiz ay sonra don çözülünce miyavlayarak yere düşmüş. Gerçekten de bir adamın eli yaş iken bir demir parçasına yapışsa derhâl donar. Elini demirden koparmak ihtimali olmaz. Ancak bir miktar derisi yüzülerek demirden kurtulabilir. Eserinde bildiği ve tanıdığı bilginleri de tatlı tatlı anlatır. Hezarfen Ahmed Çelebi Önce Ok Meydanı’nın minberi üzerinde, rüzgârın sert olduğu sırada kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada uçarak talim etmiştir. Sonra Murad Han, Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa Köşkü’nde boğazı temaşa ederken Galata Kulesi’nin ta tepesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar’da Doğancılar Meydanı’na inmiştir. Lâgarî Hasan Çelebi ve Bir NükteMurad Han’ın “Kaya Sultan” adlı temiz talihli kızı dünyaya geldiği gece kurban keserek bayram ettiler. Bu Lâgarî Hasan, elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişek yaptı. Sarayburnu’nda hünkârın huzurunda fişeğe bindi. Çırakları fitili ateşlediler. Lâgarî “Padişahım seni Tanrı’ya ısmarladım. İsa Peygamber’le konuşmaya gidiyorum” diyerek. Tanrı’nın ve Peygamberin adını anıp göğe yükseldi. Yanında olan fişekleri ateşleyip deniz yüzünü aydınlattı. En yukarı çıkıp da büyük fişeğin barutu kalmayıp yere doğru inerken ellerinde olan kartal kanatlarını açıp Sinan Paşa Köşkü önüne denize indi. Oradan yüzerek çıplak bir halde padişahın huzuruna geldi. Yeri öperek “Padişahım! Îsâ Peygamber sana selâm söyledi.” diye şakaya başladı. Burada şaka yapılan kişi sertliği ile meşhur IV. Murad’dır. Gezdiği yerlerin tanınmış kişileriyle ilgili hikâyeler arasında söz Akşehir’e gelince Nasreddin Hoca ve Timur ile ilgili anlatılan fıkraları da nakleder. Bu fıkralardan başka Nasreddin Hoca ile ilgili onun türbesinde kendi başından geçen bir anekdota da yer verir. “Bir gece yarısı göç boruları çalınıp bütün ağırlıklar gitti. Hakîr de hademelerimi gönderip bir gulamım ile kentten dışarı çıktım. Her kim ki Hoca Nasreddin’i ziyaret ederse aklına şakalarından bazı şeyler gelip elbette güler, derler. Acaba gerçek mi?’ diye caddenin sol tarafından mezarlığa sapıp atla doğru mezarına vardım. Bir kez Merhaba ey mezardakiler!’ deyince, Hoca Nasreddin’in türbesi içinden Merhaba ey himmet sahibi can!’ diye bir ses geldi. Atım ürküp iki ayağı üzerine kalktı. Bu telaşla bir ayağı bir mezara girdi. Hakîr kabir azabı çekeyazdım. Yine Hoca’nın türbesinden biri Ağa, sadakanızı veriniz de güle güle gidiniz! Beri geliniz beri!’ diye haykırdı. Meğer türbedâr imiş. Hakîr Bre herif, ben mezarlarında yatanlara selam verdim, sen neden selam aldın’ diyerek birkaç akçe verdim. Var yardımcın Tanrı ola’ diye ardımdan dua etti. Doğrusu bu duruma hakîr de güle güle geçtim gittim.” Isparta, Evliyâ Çelebi'nin hacca giderken uğradığı beldelerdendir. Bu yüzden Seyahatnâme’nin hacca gidişini anlattığı 9. cildinde yer almaktadır. Bakalım Seyahatnâme’de Isparta için ne diyor. Sadeleştirip alıyoruz Bu arada eserin orijinalinde gezdiği yerlerle ilgili -ihtimâl daha sonra kesin şekilde tamamlayacağını düşünerek- bazı bölümler nokta noktalarla gösterilmiştir. Isparta’yı anlatırken de çeşitli tarihler ve sayılar bu şekilde noktalarla boş bırakılmıştır. Evsâf-ı şehr-i şîrîn-i Isparta ... tarihinde Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad zamanında Ermenilerden alınmıştır. Daha sonra da ... tarihinde Osmanoğulları tarafından fethedilmiştir. Anadolu’da Hamid sancağının idare merkezidir. Paşaya verilen arazinin yıllık geliri akçedir. Savaş olduğunda Paşa, bu gelirine karşılık olarak orduya 400 asker verir. Alaybeyi alaykomutanı ve çeribaşısı askerlikte bir rütbevardır. Dokuz zeamet ve 585 timarı vardır. Timar ve zeamet sahipleri toplam gelirlerinin beş binde biri kadarını harcayarak savaşlar için asker hazırlarlar. Hâs, zeamet ve timar sahiplerinin toplam asker sayısı 8000 bulur. Buna göre de Paşa, has olarak 400’ünü vermekte Şeyhülislâmlık müftülük, nakibüleşraflık peygamber soyundan gelenlerin işlerini gören kimse kurumları, sipahi birlikleri komuta merkezi, yeniçeri birlikleri komuta merkezi vardır. Ayan, eşraf ve bilginleri çoktur. 150 akçe şerif kazadır. Çevresinde ... adet köyden oluşur. Kadının yıllık geliri 6000 kuruş, paşanın kuruştur. Cevizden cevz-i madûddan elde edilen gelir yıllık yedi bin kuruştur. Vergi bâc u bâzâr ve cezalaradan kâr-i dilâzar da yedi bin kuruş gelir elde eder. Ve bu sancak eyâleti gâyet geniş bir alanı kaplar. Cümle ... kazâ yeridir. Ve Isparta şehri, on yedinci askeri bölgedir iklim-i örfiyye. Ve Anadolu Rum şehirlerindendir ve Hamitoğullarının yerleşim yeridir. Ve güzel bir şehirdir medîne-i müzeyyene. Bilginleri ve sûfîleri geçmişte de, bugün de çoktur. Ve toplam ... aded mihrâb camii vardır. Başlarında Firdevs Beğ câmii gelir ki Koca Mimâr Sinân binâ etmiştir. eş-Şeyh Velî Hazretlerini Ziyaret Hamîd sancağında Ağrasa bugünkü Atabey kasabasındandır. Doğduğu yerde bir zâviye yaptırmıştır ve orada gömülüdür. Şeyh Velî hazretleri, Firdevs Beğ câmiinde vâizlik eden Allah’ı bilir bir kimse imiş, pek çok kerameti görülmüş. .... Ve bu Isparta şehrin alâ kadri’l-imkân iki günde seyr [ü] temâşâ edüp kıble cânibine güneye doğru yola çıktık. Güzel ve bakımlı köyleri geçerek sekiz saatte... Çelebi Isparta’dan ana hatları ile bu şekilde bahsetmekte, bunlardan başka çevredeki bugünkü ilçe ve köyleri de görmüş ve ondan sekiz saat sonra gördüğü Bizans kalıntılarını anlatarak Isparta bahsine son verir. Evliya Çelebi ve Seyahatnâmesi Evliya Çelebi Kitabının Özeti, Konusu, Tahlili Oleh
evliya çelebi seyahatnamesi istanbul özet