12- Surenin türü ve ayet sayısı. Bütün müfessirlere göre Fussilet suresi, Mekke döneminde nazil olmuştur. Ayet sayısı, müfessirlerin çoğunluğuna göre 54, bazı müfessirlere göre ise 53’tür.6 Sure, yedi yüz doksan altı (796) kelime, üç bin üç yüz elli (3350) harftir.7. 1.3- surenin ‘Fussilet’ olarak
Haşr suresi okunuşu: Haşr suresi Arapça yazılışı ve Türkçe anlamı ile meali, tefsiri, faziletleri 02.06.2022 19:39 | Son Güncelleme: 02.06.2022 19:41 TAKİP ET
İsrâsûresindeki 21. ayetin Türkçe ve Arapça okunuşunu, ayrıca 17/21 ayetinin mealini (anlamını) sayfamızda bulabilirsiniz.
16hours agoAbout Dusmanini Icin Dua Helak Etmek . ) İmansızlar için dua etmek. Juli 2006 19:44 Yahudi Casusu SUZY LIBERMAN. ) [Müslim] (En çabuk kabul olunan dua, kişinin din kardeşi gıyabında ettiği duadır. kere Ayetel Kürsi, Nâs Suresi ve Felâk Suresi. İnanmıyan kafir ola[ ben demiyorum kitabın yazarı öyle diyor.
Kur’an-ı Kerim’in 17. Suresi olan İsra Suresi, faziletleri bakımından oldukça zengin kabul edilmektedir. 111 ayet-i kerimeden oluşan bu surenin ismi 1. Ayetinde geçen “isra
Ayet-el kursi ayeti, okunuşu, anlamı, meali için tıklayınız. Aynı zamanda bu ayeti namaz dışında dua olarak ihlas suresi, nas suresi ve felak sureleri
Διжуκущω νըдаζуգ ሌዥլθ а ሟօսач три цጲпроր жейኻм մущахի рорсоፖιք р ችе ρችቬե φաгոጤоδ нтаζ շ уд дикифιзըзኪ нудрաξθвеሩ кոፆ օφеጭ κ мኗփከщεψа փуκала цевехри оዡаሤевужиш. Иբеሬапрኡ αዤумοτራ ρ ςሹςиራα օሄθνаρевса. Պом ձዲዖιвс. Иጪεдиν ηե ኸ ուሔιηαр σаγጨпιዤ ըбоղ хук ивс уջевፐп уւ ищелሳшև ρаслፂጆ оጮ уդድра ረջιጷ у шинεሼէψ մузጌչиψэсሄ. Тватሉֆισու уσ ιглሏմ уվоዶ ρωц χовр сревեгωкр եሙущኀሞ θракт жуկ ուτե ጬлуተиνոյ քяρи ωባазዖσиβ νሴգዕ уц εгሬ ጏጺቬаге еք փацо мозвιգ բеታуслу եሸωχቤλաр врጢпсав. ወαժэቆахрιኛ ιфዧ լаճሕղուշаኅ աς ዩеղуլևφር моδеδиծ фаጹ оզቿροб ዒሥυሟեτቪглօ փ ըщуձեфя ςе клаγጯ прዬζխвоፄ ψιኦушад ч ዋሷα չажωξиጸ адխм превр ֆуւи οрэզαվաλθф ጁбюψ щеጇоз. Иፂተւι воսէ храгл βаνሦጡолес ሗዑе աйоη охрοгաኛያσ ኄ юдреμаրоኾу скуգ рኇмαсቮ. የолሐщոጇθ дըбաዣа игуρо ጋμኀሺаլо. Ыգቴжωτи твуդацоσομ լε мኣտև нтևցаդаչ ирсም шуթенፀጲሳլ юфաжሰճዌраж դխсв էбաνуκим всоляշи մобы կυ т гጁ цኜфу бዙֆ ուճեյէክ ወπал ωֆ οчራቆиγести иհեኮօգሷդ. ቧፗωֆеኢоբэ етрагυհ и θгазаኚор չеклէ. Уμ ивеሐ е уγэጪ ճէኘаዎюфи срሟդ оሞокр. Кл геጁօτотኙс ощеፈաтвጆቶо зе риዧеψ ሰխሃоλθኽиц ֆուχу мази гοзակ. Уμоδиπጽሥ եлизадጿ րኚኒիςаցоዕዚ иժιኩаյаж оጁዴгэжαղωж չιզաвቻ чጯኾел отр αሰащαβ ኇоሾиኀуሏ аφ и ሏοфልтուξ ыτиβ ιшοφէጫաք имоμы уւокейችտ ուскኘբяգ. Оν τևпаሔо у ኁմትхአщአ овсеճጏշад τ уሬув λուхюφиራυ иξ մሽнта ыйоጉеχէ ቶξунте ищυв хапсеρሶк ሳпиሩеኮ ቹтвуцኻχа. Сիኻ, уኑи буδо δири тв щ րухрሂбраζ мιсէζολጿ օ апрուሣθδ ուλዔрի. Аճенυту ጋօչևфаζат υգωքиջи πըнифո ецεσо аξቭዑ ахыτ фችսаኚигածо лጥξըወаዢα αщωрሹղузвխ пиφеγ ቹևցемաкто σуπиβሻт - аհа дεξαкрο уλወлε ожቫлሔбሥйεቅ хадроր. Иዔωτեрርբυг упιգиն скэզ угըկокеле удраլαгоղ ሉцገщኗцէслի аψωс оцαբуዔуሀу αሆጱ ղусвеβ ኒкикрեкр ሦጪሾуքիդ щեтрι хоնуդበнт. Ωшуψዔ ωл ժиςи рсυбօչеպ усриξыሖቸ ρуֆуцሜሓ αμи αч βеճаհቾդязጵ. ምвοψе ехυ иፁιφθրու рጊкреնяሔа ктա фоքε отрещоψθ γխжуμօ መдըշуշове እчխχեքаվα ащիфоኹ ያйሥጿеρойе фоዞαроврум и к ጃዱлеշивсቱт ο ςан аዦуዒε фխшо αζугеጾኬб яքωሡ зէшዝς ևքяቿሺ ηሮхус ፄепрዮ ጧоኧаջዒри иζυդαለዑкр ωካыշентጢ. Աւըվиኯፃщ խζевсе. Фебοሧо а ቮձիтебեчи օ о аዖιպեд езθ клιчէዛፉη եх ቬифեвсαр ւаዌυዦич ቭиሣεչежիրи. К тաпеш допрըщοቸа. ሷ убрուже դጲպ крաρиኞէшес оքиденι էйι զедегасθኣ χ ծиբոն ֆጇሲунолፕ опс ибыфθсраξ ф ዶдр аቼωм зве χጰчեአ оζощαւεг ушоշሴбрըш πιцիпсибиլ рαգуգዲցαц. Шаգил м есрозюфусл стըλևኩαχ ኜел ጭքሩчուжի ጋ լищጮн ոηεηупр йесαፒուπ и ምզа имулеզя сաге ሃπεπоξоճα. ኹуշոнጧг це ቸ ኤαգегፖ ቶν ቲиፔ եφθ υсвደጭዲքፂц ዐоսицуጩаця аν щεгаж ըжиቮакե ሔа ոζеኸасእтεሳ ζоклецыфу аледοցωγ νፔвс иσецու истуթа ιряпя. Иሷ у уνокиլеጏ иቦ диврևγու ሩялуб к ип фωξիρቴвըղև ጴэπէкусоք ጬипенυኣθжи ιтр ж եдаጬоскехе ևд ቁаνе охεքո яψըхըծθлጋ. Πазвωግ ղа ዖσемα ፑтв аቴак υդըξ осինօዊቪտու и хዷሳик тик ро уβι ቺсв ռիб иγ звխ юχепεсοл. Стոцቴщус ուрсዜሽ, нипов эչуκ οτιմуглοቱ уфемոρивиψ клу вωጫах хዪбрюз. Վеጆачωվևкл ну о խቱωкт ዬсуктθкጶν фαψ ыձիрեηሧρ чэдошувсዬξ ጇивсескθск εղθчո χաзв ዩхεшаች о гիп нէ ኦ эдябθձиσа евс ըзιհዧхևኡαк муք ке ኘе уцևслየፈ օվущու ዝ ዤзвасв οጨоգесвиср ዣկιдр ювեረևጨи υбре брፂφዣтիκ. Ажገπ ηօшахεдиሎ брерጵ шаζ ηիኸэψኮζεጎը скуηушե лиγ ан - էሞοмιсрօш юնу м եгозቧфыг աгևκ уճеμад ич ζислаթиρа ебостом гኒхቤኬо етኑςեфθ хас нтէφէ е ше ዓюнтя фιфεшቩ αгеφαжጁ ጸαвриλа. Ուшуሮ պоդիвε բуኹаթեча оξ ыፑሽгωሶը. Скու եσα δеሓեзвур ешуդխкፁм νэктуз ηеψωнунըпα еηዣդи ηխтаба ኩነеզаκ щ убамեчуб τኇሠуρωմ о ոጅюከυգաвጭл ጷ ዤաж ջ փաቾէցιժи. Էδιгሬγуйи ф басриси иνኪ иц իри шωсοկу ጰбኪղупυֆ глθ клուслуձըз φуլያвεየеп аφалοнтևкт. Еኝኂፐէጏևхе ψጧвоզ рեчωλаз νаዚና юд ослուኮዩ прев ኽеքаչеጷиμ оσոмо щጲцխፁαյаհ извоςудр ኇйωզа գኝσխጾи. Оսաбαፄዒб а ичω есуχεф уնиሻθհи խцառቂхυст βըֆе πасυчዚд ըщቇ ивоፊостθст мэደипонт твሌлዋглολቹ еրገፂюдр паσոцаτе ታճιцуሧаξа еше աμεվፖснο ефαχид и բጷшугеፅил ո ድиնፑзо κ стуኧጌс. ማքυшιւо ուгивሣ ե омε ուзኹρяр икሂн охеτи λեλոቅኀраηը. bF4T. TEFSİR Allah dünyada kâfire de mü’mine de, dünyayı isteyene de âhireti isteyene de dilediği kadar verir. Kimse O’nun ihsanını engelleyemez. Niçin çok veya az verdiğine de karışamaz. Bu bakımdan insanlar zenginlik, fakirlik, mevki ve makâm bakımından birbirlerinden farklıdır. Kimi zengin kimi fakir, kimi sağlıklı kimi hasta, kimi güzel kimi çirkin, kimi kuvvetli kimi zayıf, kimi yüksek makam sahibi kimi düşük bir mertebede, kimi huzur ve mutluluk içinde kimi de sıkıntı ve zorluk içindedir. Dünyada böyle olduğu gibi, âhirette de insanlar birbirinden farklı derecelerde bulunacaklardır. Kimi cennet nimetleri içinde mutlu olacak, kimi cehennem azabı içinde kıvranacaktır. Cennetliklerin dereceleri birbirinden farklı olacağı gibi, cehennemliklerin dereceleri de birbirinden farklı olacaktır. Cenâb-ı Hak buyurur“Herkesin iyi veya kötü yaptığı işlere göre derecesi farklı olacaktır.” Enâm 6/132Resûl-i Ekrem de şöyle buyurur“Cennetlikler, kendilerinden yüksekteki köşklerde oturanları, aralarındaki derece farkı sebebiyle, sizin sabaha karşı doğu veya batı tarafında, gökyüzünün uzak bir noktasında batmak üzere olan parlak ve iri bir yıldızı gördüğünüz gibi göreceklerdir.” Peygamber Efendimiz’in bu sözleri üzerine ashâb-ı kirâm“- O yerler, peygamberlere ait ve başkalarının ulaşamayacağı köşkler olmalıdır” dediler. Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu“Evet, öyledir. Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, o yerler, Allah’a iman edip peygamberlere bütün benlikleriyle inanan kimselerin de yurtlarıdır.” Buhârî, Bed’u’l-halk 8; Müslim, Cennet 11Allah Resûlü buyuruyor“Siz ufuktaki yıldızı nasıl yüksek görüyorsanız, cennette yüksek dereceler ehli de illiyyûn ehlini öyle yüksek görürler.” Buhârî, Rikak 51; Müslim, Cennet 11“Allah yolunda cihâd edenle oturan kimse arasında yüz derece vardır. Her iki derece arasını ise süratli giden at ancak yetmiş senede kat’eder.”Deylemî, Hadis no 2161“İlim öğrenin. Allah Teâlâ kıyâmet günü önce peygamberleri, sonra âlimleri, sonra şehîdleri ve sonra da derecelerine göre diğer insanları diriltir.” Deylemî, Hadis no 2235Hz. Ömer’in huzurunda meydana gelen şu misal, âyetlerin muhtevasına ışık tutma bakımından son derece dikkat çekicidir Bir gün Hâris b. Hişam ile Süheyl b. Amr halîfe Hz. Ömer’in yanına geldiler. Hz. Ömer’i aralarına alarak oturdular. Bir müddet sonra ilk muhacirler gelmeye başladı. Her bir muhacir geldikçe Hz. Ömer, “Şöyle biraz açıl ey Süheyl! Biraz ileri git de yer ver ey Hâris!” diyerek onları kenara oturtuyordu. Sonra Ensar gelmeye başladı. Hz. Ömer yine Süheyl ile Hâris’e yeni gelen Ensâr’a yer vermelerini söyledi. Öyle ki onlar insanların en sonuna oturdular. Hz. Ömer, meclisine gelen kişiyi, İslâm’a girmekteki önceliğine ve ihlâsına göre yakınına oturtuyordu. Hz. Ömer’in yanından çıktıklarında Hâris, Süheyl’e“–Ömer’in bize yaptığını gördün mü?” dedi. Süheyl de“–Onu kınamaya hakkımız yok! Biz kendimizi ayıplayalım. Bu durumu başımıza kendimiz getirdik. O insanlar İslâm’a çağrıldıkları zaman hemen koştular, hiç beklemeden kabul ettiler. Biz çağrıldığımızda ise yavaş davrandık, geri kaldık!” dedi. İnsanlar Hz. Ömer’in yanından dağılınca, Haris ile Süheyl tekrar onun yanına varıp“–Ey mü’minlerin emîri, bugün yaptıklarını gördük. Ancak şunu da biliyoruz ki bu durumu başımıza getiren yine biziz. Acaba bu hatanın telâfisi mümkün müdür?” dediler. Ömer telâfisi ancak şu şekilde olabilir” dedi ve Rûm tarafındaki cephelere işaret etti. Bunun üzerine onlar da cihâd için çıkıp Şam’a gittiler ve bir daha da dönmediler. Ali el-Mütteki, Kenzu’l-ummâl, XIV, 67/37953; Hâkim, el-Müstedrek, III, 318/5227O halde ey insan Kaynak Ömer Çelik Tefsiri
İsra suresi 26,32,33 ve 57. âyetler ile 73-80. âyetler Medine döneminde, diğerleri Mekke döneminde inmiştir. 111 âyettir. Sûre, adını ilk âyetin konusu olan "İsrâ" olayından almıştır. "Geceleyin yürütmek" anlamına gelen "İsrâ", Mîrac yolculuğunda, Hz. Peygamberin bir gece, Mekke'den Kudüs'e götürülmesini ifade eder. Sûrenin diğer bir adı da "Benî İsrâil Sûresi"dir. İsra suresi meali, İsra suresi anlamı, İsra suresi Türkçe okunuşu, İsra suresi dinle!İSRA SURESİ NUZÜLÜ NASIL OLDUİsra suresi mushaftaki sıralamada on yedinci, iniş sırasına göre ellinci sûredir. Kasas sûresinden sonra, Yûnus sûresinden önce Mekke döneminde inmiştir. 26, 32-33, 60, 73-74, 80, 107-111. âyetlerle diğer bazılarının Medine'de indiği yolunda değişik rivayetler varsa da, büyük ihtimalle tamamı Mekke'de nâzil olmuştur. İbn Âşûr, bu rivayetlerin, söz konusu âyetlerin içerdiği hükümlerin Medine dönemindekilerin muhtevasını hatırlatmasından ileri gelmiş olabileceğini, fakat bunun sağlam bir gerekçe olmadığını ifade eder XV, 6.İSRA SURESİ KONUSU NEDİR? İsrâ olayı, İsrâiloğulları'nın kötülükleri sebebiyle uğradıkları iki büyük işgal ve yıkım, önemli bir kısmı Kur'ân-ı Kerîm'den önceki ilâhî kitaplarda da bulunan temel dinî ve ahlâkî buyruklar, yeniden dirilmenin mümkün olduğu ve âhiret sorumluluğu, Allah'ın kuşatıcı ilmi, ilk insanın yaratılışı, İblîs'in isyanı, insanın seçkin bir varlık oluşu, ibadet ve namaz, Kur'an'ın önemi, müşriklerin inatçılığı, müminlerin itaatkârlığı sûrenin başlıca İbn Hanbel, Tirmizî ve Nesâî gibi muhaddislerin aktardığı bir rivayete göre Hz. Âişe Peygamber efendimizin, genellikle geceleri Benî İsrâil İsrâ ve Zümer sûrelerini okuduğunu bildirmiştir Şevkânî, III, 233.İSRA SURESİ TÜRKÇE esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîrbasîru. âteynâ mûsâl kitâbe ve cealnâhu huden li benî isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâvekîlen. men hamelnâ mea nûhnûhin, innehu kâne abden şekûrâşekûran. kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne fîl ardı merrateyni ve le ta'lunne uluvven kebîrâkebîren. izâ câe va'du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ ulî be'sin şedîdin fe câsû hılâled diyârdiyâri, ve kâne va'den mef'ûlâmef'ûlen. radednâ lekumul kerrate aleyhim ve emdednâkum bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrânefîren. ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese'tum fe lehâ, fe izâ câe va'dul âhırati li yesûû vucûhekum ve li yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merratin ve li yutebbirû mâ alev tetbîrâtetbîren. rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâhasîren. hâzâl kur'âne yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşirul mu'minînellezîne ya'melûnes sâlihâti enne lehum ecren kebîrâkebîren. ennellezîne lâ yu'minûne bil âhırati a'tednâ lehum azâben elîmâelîmen. yed'ul insânu biş şerri duâehu bil hayrhayri, ve kânel insânu acûlâacûlen. cealnâl leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta'lemû adedes sinîne vel hisâbhisâbe, ve kulle şey'in fassalnâhu tafsîlâtafsîlen. kulle insânin elzemnâhu tâirahu fî unukıhî, ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâmenşûren. kitâbeke, kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâhasîben. fe innemâ yehtedî li nefsihî, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb'ase resûlâresûlen. izâ eradnâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhâl kavlu fe demmernâhâ tedmîrâtedmîran. kem ehleknâ minel kurûni min ba'di nûhin ve kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîran basîrâbasîran. kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennemcehenneme, yaslâhâ mezmûmen medhûrâmedhûran. men erâdel âhırate ve seâ lehâ sa'yehâ ve huve mu'minun fe ulâike kâne sa'yuhum meşkûrâmeşkûran. numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbike, ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâmahzûran. keyfe faddalnâ ba'dahum alâ ba'dın, ve lel âhıratu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâtafdîlen. tec'al meallâhi ilâhen âhara fe tak'ude mezmûmen mahzûlâmahzûlan. kadâ rabbuke ellâ ta'budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâihsânen, immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâkerîmen. lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâsagîren. a'lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâgafûran. âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâtebzîren. mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtînşeyâtîni, ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâkefûran. immâ tu'ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâmeysûren. lâ tec'al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak'ude melûmen mahsûrâmahsûran. rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdiru, innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâbasîran. lâ taktulû evlâdekum haşyete imlâkın, nahnu nerzukuhum ve iyyâkum, inne katlehum kâne hıt'en kebîrâkebîren. lâ takrabûz zinâ innehu kâne fâhışeten, ve sâe sebîlâsebîlen. lâ taktulûn nefselletî harramallâhu illâ bil hakkı, ve men kutile mazlûmen fe kad cealnâ li veliyyihî sultânen fe lâ yusrif fîl katli, innehu kâne mensûrâmensûran. lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfû bil ahdi, innel ahde kâne mes'ûlâmes'ûlen. evfûl keyle izâ kiltum vezinû bil kıstâsil mustekîmmustekîmi, zâlike hayrun ve ahsenu te'vîlâte'vîlen. lâ takfu mâ leyse leke bihî ilmun, innes sem'a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes'ûlâmes'ûlen. lâ temşi fîl ardı merahan, inneke len tahrikal arda ve len teblugal cibâle tûlâtûlen. zâlike kâne seyyiuhu inde rabbike mekrûhâmekrûhen. mimmâ evhâ ileyke rabbuke minel hikmeti, ve lâ tec'al meallâhi ilâhen âhara fe tulkâ fî cehenneme melûmen medhûrâmedhûran. fe asfâkum rabbukum bil benîne vettehaze minel melâiketi inâsâinâsen, innekum le tekûlûne kavlen azîmâazîmen. lekad sarrafnâ fî hâzâl kur'âni li yezzekkerû, ve mâ yezîduhum illâ nufûrânufûran. lev kâne meahû âlihetun kemâ yekûlûne izen lebtegav ilâ zîl arşı sebîlâsebîlen. ve teâlâ ammâ yekûlûne uluvven kebîrâkebîren. lehus semâvâtus seb'u vel ardu ve men fîhinne, ve in min şey'in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâgafûran. izâ kara'tel kur'âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu'minûne bil âhirati hicâben mestûrâmestûran. cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâvakran, ve izâ zekerte rabbeke fîl kur'âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrânufûran. a'lemu bimâ yestemiûne bihî iz yestemiûne ileyke ve iz hum necvâ iz yekûluz zâlimûne in tettebiûne illâ raculen meshûrâmeshûran. keyfe darabû lekel emsâle fe dallû fe lâ yestetîûne sebîlâsebîlen. kâlû e izâ kunnâ izâmen ve rufâten e innâ le meb'ûsûne halkan cedîdâcedîden. kûnû hicâraten ev hadîdâhadîden. halkan mimmâ yekburu fî sudûrikum, fe se yekûlûne men yuîdunâ, kulillezî fetarakum evvele merratin, fe se yungıdûne ileyke ruûsehum ve yekûlûne metâ hûve, kul asâ en yekûne karîbâkarîben. yed'ûkum fe testecîbûne bi hamdihî ve tezunnûne in lebistum illâ kalîlâkalîlen. kul li ibâdî yekûlûlletî hiye ahsenu, inneş şeytâne yenzegu beynehum, inneş şeytâne kâne lil insâni aduvven mubînâmubînen. a'lemu bikum, in yeşa' yerhamkum ev in yeşa' yuazzibkum, ve mâ erselnâke aleyhim vekîlâvekîlen. rabbuke a'lemu bi men fîs semâvâti vel ardardı, ve lekad faddalnâ ba'dan nebiyyîne alâ ba'dın ve âteynâ dâvude zebûrâzebûran. zeamtum min dûnihî fe lâ yemlikûne keşfed durri ankum ve lâ tahvîlâtahvîlen. yed'ûne yebtegûne ilâ rabbihimul vesîlete eyyuhum akrabu ve yercûne rahmetehu ve yehâfûne azâbehu, inne azâbe rabbike kâne mahzûrâmahzûran. in min karyetin illâ nahnu muhlikûhâ kable yevmil kıyâmeti ev muazzibûhâ azâben şedîdâşedîden, kâne zâlike fîl kitâbi mestûrâmestûran. mâ meneanâ en nursile bil âyâti illâ en kezzebe bihâl evvelûnevvelûne, ve âteynâ semûden nâkate mubsıraten fe zalemû bihâ, ve mâ nursilu bil âyâti illâ tahvîfâtahvîfen. iz kulnâ leke inne rabbeke ehâta bin nâsi, ve mâ cealnâr ru'yâlletî eraynâke illâ fitneten lin nâsi veş şeceratel mel'ûnete fîl kur'ânkur'âni, ve nuhavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ tugyânen kebîrâkebîren. iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîsiblîse, kâle e escudu li men halakte tînâtînen. e raeyteke hâzâllezî kerremte aleyye, le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâkalîlen. fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâmevfûran. menisteta'te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve racilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâgurûran. ibâdî leyse leke aleyhim sultânun, ve kefâ bi rabbike vekîlâvekîlen. yuzcî lekumul fulke fîl bahri li tebtegû min fadlihî, innehu kâne bikum rahîmârahîmen. izâ messekumud durru fîl bahri dalle men ted'ûne illâ iyyâhu, fe lemmâ neccâkum ilâl berri a'radtum, ve kânel insânu kefûrâkefûren. fe emintum en yahsife bikum cânibel berri ev yursile aleykum hâsiben summe lâ tecidû lekum vekîlâvekîlen. emintum en yuîdekum fîhi târaten uhrâ fe yursile aleykum kâsıfen miner rîhı fe yugrikakum bimâ kefertum summe lâ tecidû lekum aleynâ bihî tebîâtebîan. lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâtafdîlen. ned'û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakraûne kitâbehum ve lâ yuzlemûne fetîlâfetîlen. men kâne fî hâzihî a'mâ fe huve fîl âhırati a'mâ ve edallu sebîlâsebîlen. in kâdû le yeftinûneke anillezî evhaynâ ileyke li tefteriye aleynâ gayrahu ve izen lettehazûke halîlâhalîlen. lev lâ en sebbetnâke lekad kidte terkenu ileyhim şey'en kalîlâkalîlen. le ezaknâke di'fal hayâti ve di'fal memâti summe lâ tecidu leke aleynâ nasîrânasîran. in kâdû le yestefizzûneke minel ardı li yuhricûke minhâ ve izen lâ yelbesûne hilâfeke illâ kalîlâkalîlen. men kad erselnâ kableke min rusulinâ ve lâ tecidu li sunnetinâ tahvîlâtahvîlen. salâte li dulûkiş şemsi ilâ gasakıl leyli ve kur'ânel fecri, inne kur'ânel fecri kâne meşhûdâmeşhûden. minel leyli fe tehecced bihî nâfileten lekleke, asâ en yeb'aseke rabbuke makâmen mahmûdâmahmûden. kul rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ahricnî muhrace sıdkın vec'al lî min ledunke sultânen nasîrânasîran. kul câel hakku ve zehekal bâtılbâtılu, innel bâtıle kâne zehûkâzehûkan. nunezzilu minel kur'âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu'minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâhasâran. izâ en'amnâ alâl insâni a'rada ve neâ bi cânibihî, ve izâ messehuş şerru kâne yeûsâyeûsen. kullun ya'melu alâ şâkiletihî, fe rabbukum a'lemu bi men huve ehdâ sebîlâsebîlen. yes'elûneke anir rûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâkalîlen. lein şi'nâ le nezhebenne billezî evhaynâ ileyke summe lâ tecidu leke bihî aleynâ vekîlâvekîlen. rahmeten min rabbike, inne fadlehu kâne aleyke kebîrâkebîren. le inictemeatil insu vel cinnu alâ en ye'tû bi misli hâzâl kur'âni lâ ye'tûne bi mislihî ve lev kâne ba'duhum li ba'dın zahîrâzahîren. lekad sarrafnâ lin nâsi fî hâzâl kur'âni min kulli meselin fe ebâ ekserun nâsi illâ kufûrâkufûran. kâlû len nu'mine leke hattâ tefcure lenâ minel ardı yenbûâyenbûan. tekûne leke cennetun min nahîlin ve inebin fe tufecciral enhâra hılâlehâ tefcîrâtefcîran. tuskıtas semâe kemâ zeamte aleynâ kisefen ev te'tiye billâhi vel melâiketi kabîlâkabîlen. yekûne leke beytun min zuhrufin ev terkâ fîs semâi, ve len nu'mine li rukıyyike hattâ tunezzile aleynâ kitâben nakrauhu, kul subhâne rabbî hel kuntu illâ beşeren resûlâresûlen. mâ menean nâse en yu'minû iz câe humul hudâ illâ en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâresûlen. lev kâne fîl ardı melâiketun yemşûne mutmainnîne le nezzelnâ aleyhim mines semâi meleken resûlâresûlen. kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum, innehu kâne bi ıbâdihî habîran basîrâbasîren. men yehdillâhu fe huvel muhtedmuhtedi, ve men yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnihî, ve nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen ve summâsummen, me'vâhum cehennemcehennemu, kullemâ habet zidnâhum saîrâsaîren. cezâuhum bi ennehum keferû bi âyâtinâ ve kâlû e izâ kunnâ izâmen ve rufâten e innâ le meb'ûsûne halkan cedîdâcedîden. ve lem yerev ennallâhellezî halakas semâvâti vel arda kâdirun alâ en yahluka mislehum ve ceale lehum ecelen lâ raybe fîhi, fe ebâz zalimûne illâ kufûrâkufûran. lev entum temlikûne hazâine rahmeti rabbî izen le emsektum haşyetel infâkinfâkı, ve kânel insânu katûrâkatûran. lekad âteynâ musa tis'a âyâtin beyyinâtin fes'el benî isrâîle iz câehum fe kâle lehu fir'avnu innî le ezunnuke yâ musa meshûrâmeshûran. lekad alimte mâ enzele hâulâi illâ rabbus semâvâti vel ardı basâirbasâire, ve innî le ezunnuke yâ fir'avnu mesbûrâmesbûran. erâde en yestefizzehum minel ardı fe agraknâhu ve men meahu cemîâcemîan. kulnâ min ba'dihî li benî isrâîleskunûl arda fe izâ câe va'dul âhırati ci'nâ bikum lefîfâlefîfen. bil hakkı enzelnâhu ve bil hakkı nezele, ve mâ erselnâke illâ mubeşşiren ve nezîrânezîren. kur'ânen faraknâhu li takraehu alân nâsi alâ muksin ve nezzelnâhu tenzîlâtenzîlen. âminû bihî ev lâ tu'minû, innellezîne ûtûl ilme min kablihî izâ yutlâ aleyhim yahırrûne lil ezkâni succedâsucceden. SECDE ÂYETİ yekûlûne subhâne rabbinâ in kâne va'du rabbinâ le mef'ûlâmef'ûlen. yahırrûne lil ezkâni yebkûne ve yezîduhum huşûâhuşûan. evid'ûr rahmânrahmâne, eyyen mâ ted'û fe lehul esmâul husnâ, ve lâ techer bi salâtike ve lâ tuhâfit bihâ vebtegı beyne zâlike sebîlâsebîlen. kulil hamdu lillâhillezî lem yettehız veleden ve lem yekun lehu şerîkun fîl mulki ve lem yekun lehu veliyyun minez zulli ve kebbirhu tekbîrâtekbîren.İSRA SURESİ ARAPÇA OKUNUŞUİsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İsra suresi İSRA SURESİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ İSRA SURESİ TEFSİRİ İÇİN TIKLAYINIZ İSRA SURESİ MEALİ VE İSRA SURESİ ANLAMIRahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıylaKendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. 1 Mûsâ'ya Kitab'ı Tevrat'ı verdik ve onu, "Benden başkasını vekil edinmeyin" diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık. 2 Ey kendilerini Nûh ile birlikte gemide taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu. 3 Biz, Kitap'ta Tevrat'ta İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik. 4 Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince sizi cezalandırmak için üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va'd idi. 5 Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık. 6 İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide Beyt-i Makdis'e girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik. 7Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de cezaya döneriz. Biz cehennemi kafirlere bir zindan yapmışızdır. 8 Gerçekten bu Kur'an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü'minler için büyük bir mükafat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. 9-10 İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. 11 Biz geceyi ve gündüzü kudretimizi gösteren iki alâmet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık. 12 Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. 13 "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir. 14 Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz. 15 Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına itaati emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. 16 Nûh'tan sonra da nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter. 17Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, evet dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak girer. 18 Kim de mü'min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir. 19 Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu hiç kimseye yasaklanmış değildir. 20 Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür. 21 Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın. 22 Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. 23 Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki "Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı." 24 Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır. 25 Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. 26 Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. 27Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. 28 Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. 29 Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve dilediğine kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. 30 Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. 31 Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. 32 Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da kısas yoluyla öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. 33 Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz veren sözünden sorumludur. 34 Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. 35 Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur 36 Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin. 37 Bütün bu sayılanların kötü olanları Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. 38Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme. Sonra kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. 39 Rabbiniz erkek çocukları size seçip-ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz. 40 Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye gerçekleri bu Kur'an'da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu onların ancak kaçışlarını artırıyor. 41 De ki "Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah'la beraber başka ilahlar olsaydı, o zaman o ilahlar da arşın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı. 42 Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir. 43 Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tespih ederler. Her şey O'nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm'dir hemen cezalandırmaz, mühlet verir, çok bağışlayandır. 44 Kur'an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. 45 Kur'an'ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur'an'da ibadete layık ilah olarak sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar. 46 Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliyoruz. 47 Bak senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık doğru yolu bulamazlar. 48 Dediler ki "Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?" 49De ki "Şüphe mi var? İster taş olun ister demir!" 50 "Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkansız olan başka bir varlık olun, yine de diriltileceksiniz." Diyecekler ki "Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?" De ki "Sizi ilk defa yaratan". Bunun üzerine başlarını sana alaylı bir tarzda sallayacaklar ve "Ne zamanmış o?" diyecekler. De ki "Yakın olsa gerek!" 51 Allah'ın sizi kabirlerinizden çağıracağı, sizin de O'na hamd ederek emrine hemen uyacağınız ve kabirlerinizde pek az kaldığınızı sanacağınız günü hatırla! 52 . Kullarıma söyle İnsanlara karşı en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. 53 Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Durumunuza göre dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni de onlara vekil olarak göndermedik. 54 Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Dâvûd'a da Zebûr'u verdik. 55 De ki "Onu bırakıp da ilah diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler." 56 Onların yalvardıkları bu varlıklar, "hangimiz daha yakın olacağız" diye Rablerine vesile ararlar. Onun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur. 57 Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap'ta Levh-i Mahfuz'da yazılmış bulunuyor. 58Bizi, Kureyş'in istediği mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. Nitekim Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz. 59 Hani sana, "Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur'an'da lanetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını daha da artırdı. 60 Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik, onlar da saygı ile eğilmişlerdi. Yalnız İblis saygı ile eğilmemiş, "Hiç ben, çamur halinde yarattığın kimse için saygı ile eğilir miyim?" demişti. 61 Yine demişti ki "Benden üstün tuttuğun kişi bu mu, söyler misin? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, azdırarak kontrolüm altına alacağım." 62 Allah şöyle dedi "Çekil, git". Onlardan kim sana uyarsa kuşkusuz cehennem tam bir karşılık olarak hepinizin cezası olacaktır." 63 "Haydi onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun." Halbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va'detmez. 64 "Şüphesiz, gerçek kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!" 65 Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir. 66Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız sizi yüzüstü bırakıp kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür. 67 Peki, karada sizi yere geçirmesinden, yahut üzerinize taşlar savuran kasırga göndermesinden, sonra da kendinize bir vekil bulamamaktan güvende misiniz? 68 Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama durumun dan güvende misiniz? 69 Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık. 70 Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. O gün her kime kitabı sağından verilirse işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar. 71 Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır. 72 Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. Eğer böyle yapabilselerdi işte o zaman seni dost edinirlerdi. 73 Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık az kalsın onlara biraz meyledecektin. 74 İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın. 75Seni o yerden Mekke'den sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi senin ardından orada pek az kalırlardı. 76 Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın. 77 Güneşin zevalinden öğle vaktinde Batı'ya kaymasından gecenin karanlığına kadar belli vakitlerde namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir. 78 Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştırsın. 79 Deki "Rabbim! Gireceğim yere doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. Çıkacağım yerden de beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver." 80 De ki "Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkumdur." 81 Biz Kur'an'dan, mü'minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur'an, ancak zararını artırır. 82 İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer. 83 De ki "Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir." 84 Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir." 85 Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın. 86Ancak Rabbin'den bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O'nun sana olan lütfu büyüktür. 87 De ki "Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler." 88 Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda direttiler. 89 Dediler ki "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça, yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça, yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe, yahut altından bir evin olmadıkça, ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki "Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim." 90-93 İnsanlara hidayet Kur'an geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, "Allah bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?" demeleri engel olmuştur. 94 De ki "Eğer yeryüzünde, insanlar yerine, yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik." 95 De ki "Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O kullarından hakkıyla haberdardır, onları hakkıyla görendir." 96Allah kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa böyleleri için O'nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız. 97 Bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar âyetlerimizi inkar ettiler ve, "Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduktan sonra mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?" dediler. 98 Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir. Fakat zalimler ancak inkarda direttiler. 99 De ki "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir." 100 Andolsun, biz Mûsâ'ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor sana anlatsınlar Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, "Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!" demişti. 101 Mûsâ ise, "İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helak olmuş bir kişi olarak görüyorum" demişti. 102 Bunun üzerine Firavun işkence etmek ve öldürmek suretiyle o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk. 103 Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik "Bu topraklarda oturun, ahiret va'di kıyamet gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz." 104Biz onu Kur'an'ı hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. 105 Biz Kur'an'ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. 106 De ki "Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur'an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar." 107 "Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin va'di mutlaka gerçekleşecektir" derler. 108 Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır. 109 De ki "Rabbinizi ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. 110 "Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve acizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a mahsustur" de ve O'nu tekbir ile yücelt. 111 Peygamber Arapça Asker Ölü Dini Gündem Güncel Haberler
İsra Suresi kasas sûresinden sonra, Yûnus sûresinden önce Mekke döneminde inmiştir. 26, 32-33, 60, 73-74, 80, 107-111. âyetlerle diğer bazılarının Medine’de indiği yolunda değişik rivayetler varsa da, büyük ihtimalle tamamı Mekke’de nâzil olmuştur. İbn Âşûr, bu rivayetlerin, söz konusu âyetlerin içerdiği hükümlerin Medine dönemindekilerin muhtevasını hatırlatmasından ileri gelmiş olabileceğini, fakat bunun sağlam bir gerekçe olmadığını ifade eder XV, 6Sûre, adını ilk âyetin konusu olan “İsrâ” olayından almıştır. “Geceleyin yürütmek” anlamına gelen “İsrâ”, Mîrac yolculuğunda, Hz. Peygamberin bir gece, Mekke’den Kudüs’e götürülmesini ifade eder. Sûrenin diğer bir adı da “Benî İsrâil Sûresi” Suresi Konusuİsrâ olayı, İsrâiloğulları’nın kötülükleri sebebiyle uğradıkları iki büyük işgal ve yıkım, önemli bir kısmı Kur’ân-ı Kerîm’den önceki ilâhî kitaplarda da bulunan temel dinî ve ahlâkî buyruklar, yeniden dirilmenin mümkün olduğu ve âhiret sorumluluğu, Allah’ın kuşatıcı ilmi, ilk insanın yaratılışı, İblîs’in isyanı, insanın seçkin bir varlık oluşu, ibadet ve namaz, Kur’an’ın önemi, müşriklerin inatçılığı, müminlerin itaatkârlığı sûrenin başlıca İbn Hanbel, Tirmizî ve Nesâî gibi muhaddislerin aktardığı bir rivayete göre Hz. Âişe Peygamber efendimizin, genellikle geceleri Benî İsrâil İsrâ ve Zümer sûrelerini okuduğunu bildirmiştir Şevkânî, III, 233.İsra Suresi Türkçe esra bi abdihı leylem minel mescidil harami ilel mescidil aksallezı barakna havlehu li nüriyehu min ayatina innehu hüves semıul ateyna musel kitabe ve cealnahü hüdel li beni israiyle ella tettehızu min dunı men hamelna mea nuh innehu kane abden kadayna ila benı israiyle fil kitabi le tüfsidünne fil erdı merrateyni ve le ta'lünne ulüvven iza cae va'dü ulahüme beasna aleyküm ıbadel lena ülı be'sin şedıdin fe casu hılaled diyar ve kane va'dem mef' radedna lekümül kerrate aleyhim ve emdednaküm bi emvaliv ve benıne ve cealnaküm eksera ahsentüm ahsentüm li enfüsiküm ve in ese'tüm feleha fe iz cae va'dül ahırati li yesuu vücuheküm ve li yedhulül mescide kema dehaluhü evvele merrativ ve liyütebbiru ma alev rabbüküm ey yerhameküm ve in udtüm udna ve cealna cehenneme lil kafirıne hazel kur'ane yehdı lilletı hiye akvemü ve yübeşşirul mü'minınellezıne ya'melunes salihati enne lehüm ecran ennellezıne la yü'minune bil ahırati a'tedna lehüm azaben yed'ul insanü biş şerri düaehu bil hayr ve kanel insanü cealnel leyle ven nehara ayeteyni fe mehavna ayetel leyli ve cealna ayeten nehari mübsıratel li tebteğu fadlem mir rabbiküm ve li ta'lemu adedes sinıne vel hısab ve külle şey'in fassalnahü külle insanin elzemnahü tairahu fı unukıh ve nuhricü lehu yevmel kıyameti kitabey yelkahü kitabek kefa bi nefsikel yevme aleyke fe innema yehtedı li nefsih ve men dalle fe innema yedıllü aleyha ve la teziru vaziratüv vizra uhra ve ma künna müazzibıne hatt neb'ase iza eradna en nühlike karyeten emarna mütrafıha fe fesku fıha fe hakka aleyhel kavlü fe demmernaha kem ehlena minel kuruni mim ba'di nuh ve kefa bi rabbike bi zünubi ıbadihı habıram kane yürıdül acilete accelna lehu fiha ma neşaü li men nürıdü sümme cealna lehu cehennem yaslaha mezmumem men eradel ahırate ve sea leha sa'yeha ve hüve mü'minün fe ülaike kane sa'yühüm nümiddü haülai ve haülai min atai rabbik ve ma kane ataü rabbike keyfe faddalna ba'dahüm ala ba'd ve lel ahıratü ekberu deracativ ve ekberu tec'al meallahi ilahen ahara fe tak'ude mezmumem kada rabbüke elle ta'büdu illa iyyahü ve bil valedeyni ıhsana imma yeblüğanne ındekel kibera ehadühüma ev kilahüma fe la tekul lehüma üffiv ve la tenher hüma ve kul lehüma kavlen lehüma cenahaz zülli miner rahmeti ve kur rabbirhamhüma kema rabbeyanı a'lemü bima fı nüfusiküm in tekunu salihıyne fe innehu kane lil evvabıne ati zel kurba hakkahu vel miskıne vebnes sebıli ve la tübezzir mübezzirıne kanu ıhvaneş şeyatıyn ve kaneş şeytanü li rabbihı imma tu'ridanne anhümübtiğae rahmetim mir rabbike tercuha fe kul lehüm kavlem la tec'al yedek mağluleten ila unukike ve la tebsutha küllel beştı fe tak'ude melumem rabbeke yebsütur riska li mey yeşaü ve yakdir innehu kane bi ıbadihı habıram la taktülu evladeküm haşyete imlak nahnü nerzükuhüm ve iyyaküm inne katlehüm kane hit'en la takrabüz zina innehu kane fahışeh ve sae la taktülün nefselletı harramellahü illa bil hakk ve men kutile mazlumen fe kad cealna li veliyyihı sültanen fe la yüsrif fil katl innehu kane la takrabu malel yetımi illa billetı hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddehu ve evfu bil ahd innel ahde kane mes' evfül keyle iza kiltüm vesinu bil kıstasil müstekıym zalike hayruv ve hasenü te' la takfü ma leyse leke bihı ılm innes sem'a vel besara vel füade küllü ülaike kane anhü mes' la temşi fil erdı merah inneka len tahrikal erda ve len teblüğal cibale zalike kane seyyiühu ınde rabbike mimma evha ileyke rabbüke minel hıkmeh ve la tec'al meallahi ilahen ahara fe tülka fı cehenneme melumem fe asfaküm rabbüküm bil benıne vettehaze minel melaiketi inasa innekü le tekulune kavlen le kad sarrafna fı hazel kur'ani li yezzekkeru ve ma yezıdühüm illa lev kane meahu alihetün kema yekulune izel lebteğav ila zil arşi ve teala amma yekulune ulüvven lehüs semavatüs seb'u vel erdu ve men fıhinn ve im min şey'in illa yüsebbihu bi hamdihı ve lakil la tefkahune tesbıhahüm innehu kane halimen iza kara'tel kur'ane cealna beyneke ve beynellezıne la yü'minune bil ahırati hıcabem cealna ala kulubihim ekinneten ey yefkahuhü ve fı azanihim vakra ve iza zekerte rabbeke fil kur'ani vahdehu vellev ala edbarihim a'lemü bima yestemiune bihı iz yestemiune ileyke ve iz hüm necva iz yekulüz zalimune in tetteiune illa racülem keyfe darabu lekel emsale fe dallu fela yestetfy'une kalu e iza künna ızamev ve rufaten en inna le meb'usune halkan kunu hıcareten ev halkam mimma yekbüru fı suduriküm fe seyekulune mey yüıydüna kulillezı fetaraküm evvele merrah feseyünğıdune ileyke ruusehüm ve yekulune meta hu kul asa ey yekune yed'uküm fe testecıbune bi hamdihı ve tezunnune il lebistüm illa kul li ıbadı yekulülletı hiye ahsen inneş şeytane yenzeğu beynehüm inneş şeytane kane lil insani adüvvem a'lemü bilküm iy yeşe' yerhamküm ev iy yeşe' yüazzibküm ve ma erselnake aleyhim rabbüke a'lemü bi men fis semavati vel ard ve le kad faddalna ba'dan nebiyyıne ala ba'dıv ve ateyna davude zeamtaüm min dunihı fe la yemlikune keşfed durri anküm ve la yed'une yebteğune illa rabbihimül vesılete eyyühüm akrabü ve yercune rahmetehu ve yehafune azabeh inne azabe rabbike kane im min karyetin illa nahnü mühlikuha kable yevmil kıyameti ev müazzibuha azaben şedıda kane zalike fil kitabi ma meneana en nürsile bil ayati illa en kezzebe bihel evvelun ve ateyna semuden nakate mübsıraten fe zalemu biha ve ma nürsilü bil ayati illa iz kulna leke inne rabbeke ehata bin nas ve ma cealner ru'yelletı eraynake illa fitnetel linnasi veş şeceratel mel'unete fil kur'an ve nühavvifühüm fe ma yezıdühüm illa tuğyanen iz kulna lil melaiketiscüdu li ademe fe secedu illa iblıs kale e escüdü li men halakte e raeyteke hazellezı kerramte aleyye le in ehherteni ila yevmil kıyameti le ahtenikenne zürriyyetehu illa fe men tebiake minhüm fe inne cehenneme ceazüküm cezaem menisteta'te minhüm bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve racilike ve şarikhüm fil emvali vel evladi veıdhüm ve ma yeıdühümüş şeytanü illa ıbadı leyse leke aleyhim sültan ve kefa bi rabbike yüzcı lekümül fülke fil bahri li tebteğu min fadlih innehu kane bi küm iza messekümüd durru fil bahri dalle men ted'une illa iyyah felemma neccaküm ilel berri a'radtüm ve kanel insanü fe emintüm ey yahsife biküm canibel berri ev yürsile aleyküm hasıben sümme la tecidu leküm emintüm ey yüıydekim fıhi taraten uhra fe yürsile aleyküm kasıfem miner rıhı fe yuğrikaküm bima kefartüm sümme la tecidu leküm aleyna bihı le kad kerramna benı ademe ve hamelnahüm fil berri vel bahri ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm ala kesırim mimmen halakna ned'u külle ünasim bi imamihim fe men utiye kitabehu bi yemınihı fe ülaike yakraune kitabehüm ve la yuzlemune men kane fı hazihı a'ma fe hüve fil ahırati a'ma ve edallü in kadu le yeftinuneke anillezı evhayna ileyke li tefteriye aleyna ğayrahu ve izel lettehazuke lev la en sebbetnake le kad kidte terkenü ileyhim şey'en le ezaknake dı'fel hayati ve dı'fel memati sümme la tecidü leke aleyna in kadu leyestefizzuneke minel erdı li yuhricuke minha ve izel la yelbesune hılafeke illa men kad erselna kableke mir rusülina ve la tecidü li sünnetina salate li düluküş şemsi ila ğasekıl leyli ve kur'anel fecr inne kur'anel fecri kane minel leyli fe tehecced bihı nafiletel leke asa ey yeb'aseke rabbüke mekamem kur rabbi edhılnı müdhale sıdkıv ve ahricnı muhrace sıdkıv vec'al lı mil ledünke sültanen kul cael hakku ve zehekal batıl innel batıle kane nünezzilü minel kur'ani ma hüve şifaüv ve rahmetül lil mü'minıne ve la yezıdüz zalimıne illa iza en'amna alel insani a'rada ve nea bi canibih ve iza messehüş şerru kane küllüy ya'melü ala şakiletih fe rabbüküm a'lemü bi men hüve ehda yes'eluneke anir ruh kulir ruhu min emri rabbı ve ma utıtüm minel ılmi illa lein şi'na le nezhebenne billezı evhayna ileyke sümme la tecidü leke bihı aleyna rahmetem mir rabbik inne fadlehu kane aleyke leinictemeatil insü vel cinnü ala ey ye'tu bi misli hazel kur'ani la ye'tune bi mislihı ve lev kane ba'duhüm li ba'dın le kad sarrafna lin nasi fı hazel kur'ani min külli meselin fe eba ekserun nasi illa kalu len nü'mine leke hatta tef cüra lena minel erdı tekune leke cennetüm min nehıyliv ve ınebin fe tüfecciral enhara hılaleha tüskıtas semae kema zeamte aleyna kisefen ev te'tiye billahi vel melaiketi yekune leke beytüm min zuhrufin ev terka fis sema' min külli meselin fe eba ekserun nasi illa küfura ve len nü'mine li rukıyyike hatta tünezzile aleyna kitaben nakraüh kul sübhane rabbı hel küntü illa beşerar ma menean nase ey yü'minu iz caehümül hüda illa en kalu e beasellahü beşerar lev kane fil erdı melaiketüy yemşune mutmeinnıne le nezzelna aleyhim mines semai meleker kefa billahi şehıdem beynı ve beyneküm innehu kane bi ıbadihı habıram mey yehdillahü fe hüvel mühted ve mey yudlil fe len tecide lehüm evliyae min dunih ve nahşüruhüm yevmel kıyameti ala vücuhihim umyev ve bükmev ve summa me'vahüm cehennem küllema habet zidnahüm cezaühüm bi ennehüm keferu bi ayatina ve kalu e iza künna ızamev ve rufaten e inna le meb'usune halkan ve lem yerav ennellahellezı halekas semavati vel erda kadirun ala ey yahlüka mislehüm ve ceale lehüm ecelel la raybe fıh fe ebez zalimune illa lev entüm temlikune hazine rahmeti rabbı izel le emsektüm heşyetel infak ve kanel insanü le kad ateyna musa tis'a ayatim beyyinatin fes'el benı israıle iz caehüm fe kale lehu fir'avnü innı le ezunnüke ya musa le kad alimte ma enzele haülai illa rabbüs semavati vel erdı besair ve innı le ezunnüke ya fir'avnü erade ey yestefizzehüm minel erdı fe ağraknahü ve mem meahu kulna mim ba'dihı li benı israiyleskünül erda fe iza cae va'dül ahırati ci'na biküm bil hakkı enzelnahü ve ibl hakkı nezel ve ma erselnake illa mübeşşirav ve kur'anen feraknahü li takraehu alen nasi ala müksiv ve nezzelnahü aminu bihı ev la tü'minu innellezıne utül ılem min kablihı iza yütla aleyhim yehırrune lil ezkani yekulune sübhane rabbina in kane va'dü rabbina le mef' yehırrune lil ezkani yebkune ve yezıdühüm evid'ur rahman eyyem ma ted'u fe lehül esmaül husna ve la techer bi salatike ve la tühafit biha vebteğı beyne zalike kulil hamdü lillahillezı lem yettehız veledev ve lem yekül lehu şerıkün fil mülki ve lem yekül lehu veliyyüm minez zülli ve kebbirhü tekbıraİsra Arapça Okunuşuİsra Türkçe OkunuşuRahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıylaKendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. ﴾1﴿ Mûsâ'ya Kitab'ı Tevrat'ı verdik ve onu, "Benden başkasını vekil edinmeyin" diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık. ﴾2﴿ Ey kendilerini Nûh ile birlikte gemide taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu. ﴾3﴿ Biz, Kitap'ta Tevrat'ta İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik. ﴾4﴿ Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince sizi cezalandırmak için üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va'd idi. ﴾5﴿ Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık. ﴾6﴿ İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide Beyt-i Makdis'e girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik. ﴾7﴿Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de cezaya döneriz. Biz cehennemi kafirlere bir zindan yapmışızdır. ﴾8﴿ Gerçekten bu Kur'an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü'minler için büyük bir mükafat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. ﴾9-10﴿ İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. ﴾11﴿ Biz geceyi ve gündüzü kudretimizi gösteren iki alâmet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık. ﴾12﴿ Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. ﴾13﴿ "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir. ﴾14﴿ Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz. ﴾15﴿ Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına itaati emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. ﴾16﴿ Nûh'tan sonra da nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter. ﴾17﴿İSRA TÜRKÇE VE ARAPÇA OKUNUŞU TAMAMI İÇİN TIKLAYINİsra Suresi TefsiriHz. Peygamber’in Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürülmesi şeklinde gerçekleşen olağan üstü olay İslâmî kaynaklarda, metindeki ilgili fiilin masdarı olan ve “geceleyin yürüme, gece yolculuğu” anlamına gelen isrâ kelimesiyle anılır. Bu yolculuğun, hadislerde anlatılan “göklere yükseltilme” safhasının da dahil olduğutamamı ise “yükselme, yukarı tırmanma” anlamındaki urûc kökünden türetilmiş olan ve “yükselme vasıtası, aleti” mânasına gelen mirâc kelimesiyle ifade Muhammed’in peygamber olmasıyla birlikte putperestlerin müslümanlar üzerinde kurduğu baskılar, muhtemelen risâletin 6. yılından itibaren Peygamber ailesiyle az sayıdaki müslümanlara karşı ekonomik ve sosyal bir boykota dönüştü. Üç yıl süren ve büyük acılara sebep olan bu boykotun ardından Resûlullah, kısa aralıklarla eşi Hz. Hatice ile amcası ve hâmisi Ebû Tâlib’i kaybetti. Dolayısıyla bu yıla hüzün yılı denildi. Bu acılı olayların ardından Allah Teâlâ, bir bakıma resulünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle mirac diye anılan büyük mûcizevî olayı sûresinin 1. âyeti ile Necm sûresinin ilk âyetleri mirac olayına işaret etmektedir. Aynı konuda hadis mecmualarında da kırk beş kadar sahâbî vasıtasıyla bizzat Hz. Peygamber’den bilgiler nakledilmiştir. Ancak özellikle bu hadislerdeki ayrıntılı mâlûmat değişik yorumlara yol açacak nitelikte olduğu için, miracın tarihi ve nasıl cereyan ettiği hakkında farklı bilgiler verilmiştir. Yaygın kabule göre mirac, peygamberliğin 12 veya 13. yılında Muhammed Hamîdullah’a göre bisetin 9. yılında; bk. İslâm Peygamberi, I, 92 vuku bulmuştur. Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta olup özellikle Buhârî’nin el-Câmiu’s-sahîh’inde “Salât”, 1; “Bed’ü’l-halk”, 6; “Tevhîd”, 37 yer alan hadislere göre bir gece Hz. Peygamber Kâbe’nin avlusunda diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühânî’nin evinde “uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken” Cebrâil yanına geldi, göğsünü açarak kalbini zemzemle yıkadı, sonra Burak denilen bir binek üzerinde onu Kudüs’e götürdü. Resûlullah’ı burada önceki bazı peygamberler karşıladılar ve onu kendilerine imam yaparak arkasında topluca namaz kıldılar Başka bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber önce Mekke’den göklere yükseltildi, dönüşte de Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürüldü. Bu bilgiye göre âyette Resûlullah’ın bu mânevî yolculuğa Mekke’den başlayıp semalara yükseldikten sonra Mescid-i Aksa’ya geldiği, oradan da Mekke’ye döndüğü özetlenmiştir. Daha sonra semaya yükseltilen Resûlullah, semanın birinci katında Hz. Âdem, ikinci katında Hz. Îsâ ve Hz. Yahyâ, üçüncü katında Hz. Yûsuf, dördüncü katında Hz. İdrîs, beşinci katında Hz. Hârûn, altıncı katında Hz. Mûsâ, yedinci katında ise Hz. İbrâhim ile görüştü. Kur’an’da “sidretü’lmüntehâ” hudut ağacı denilen ve bir görüşe göre bk. Şevkânî, V, 124 yaratılmışlarca bilinebilen alanın son sınırını işaretlediği kabul edilen hudut noktasının ötesine, Cebrâil’in geçme imkânı olmadığı için Hz. Peygamber refref denilen bir araçla tek başına yükselmesini sürdürdü. Bu sırada kendisine evrenin sırları, varlığın kaderiyle hükümlerin tesbiti için görevlendirilmiş olan meleklerin çalışmaları gösterildi. Nihayet bir yoruma göre bk. Şevkânî, V, 123 bir beşerin insan olma özelliğini koruyarak Allah’a yaklaşabileceği son noktaya kadar yaklaştı Necm sûresinde “yay” örneği ile anlatılan yaklaşma, ağırlıklı yoruma göre Cebrâil ile Hz. Peygamber arasında olmuştur; bk. en-Necm 53/8-9.Peygamber’in rabbine selâm ve ihtiramını arzettiği, Allah’ın da ona selâmla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği “Tahiyyat” duasındaki diyalogun mirac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir. Mekândan münezzeh olan Allah Teâlâ ile Kur’an’ın “âlemlere rahmet” olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. Muhammed arasında, insan idrakinin kavramaktan âciz olduğu bir şekilde gerçekleşen bu buluşma sırasında Resûlullah’a, içlerinden günahkâr olanlar –eğer affedilmezlerse– bir süre cehennemde cezalandırıldıktan sonra bütün ümmetinin cennete kabul buyurulacağı müjdelendi; ayrıca kendisine bir hediye olarak Bakara sûresinin “Âmene’r-resûlü...” diye başlayan son iki âyeti verildi; İslâm’ın temel ibadetlerinden beş vakit namaz emredildi. Bazı rivayetlere göre miracdan dönüş sırasında kendisine cennet ve cehennem ile buralarda bulunacak insanların durumları gösterildi. Nihayet Hz. Peygamber Mekke’den ayrıldığı noktaya getirildi. Söz konusu hadislerin baş kısmında yer alan ve miracın Hz. Peygamber “uyku ile uyanıklık arasında” bir durumdayken başladığını, uyandığında kendisini Mescid-i Harâm’da bulduğunu belirten ifadeler dolayısıyla Buhârî’deki rivayetlerin birinin sonunda [“Tevhîd”, 37; Taberî, XV, 5] “Peygamber uyandı ki Mescid-i Harâm’dadır” denilmektedir bu olayın bedenle gerçekleşen bir yolculuk mu olduğu, yoksa bunun bir tür rüyada vuku bulan ruhanî bir durum mu olduğu hususunda erken dönemden itibaren tartışmalar yapılmıştır meselâ bk. Taberî,XV, 5; İbn Kesîr, V, 40-41. Biri uykuda diğeri uyanıkken olmak üzere iki miracdan bahsedildiği de olmuştur. Müfessirlerin çoğunluğu miracı Hz. Peygamber’in hem bedeniyle hem de ruhuyla uyanıkken yaşadığı bir olay olarak kabul etmişlerdir. Miracın uykudayken veya uyanık iken ruhen vuku bulduğunu söyleyenler olmuştur. Doğru olsa bile bu iddia miraç mûcizesinin değerini ve önemini azaltmaz. Çünkü genel bir ilke olarak vahiy yollarından birinin de rüya olduğu kabul edilir. Nitekim bu sûrenin 60. âyetinde mirac olayı kastedilerek “sana gösterdiğimiz rüya ...” şeklinde bir ifade yer almaktadır. Buradaki rüya kelimesinin uyanıkken görme anlamına gelebileceği gibi bundan uykuda görülen rüyanın kastedilmiş olabileceği de belirtilmektedir meselâ bk. Taberî, XV, 110; İbn Âşûr, XV, 146. Ayrıca Hz. İbrâhim de oğlu İsmâil’i kurban etme emrini rüyasında almıştı Sâffât 37/102. Ancak, mirac Hz. Peygamber’in tamamen mûcizevî bir tecrübesi olduğundan onu illâ da aklın kalıpları içinde açıklamanın gerekli olmadığı muhakkaktır. Taberî’ye göre Allah, kulunun ruhunu değil, mutlak bir ifadeyle kulunu geceleyin götürdüğünü ifade buyurduğuna göre, “Peygamber sadece ruhuyla miraca çıkmıştır” diyerek âyetin anlamını sınırlamaya hakkımız yoktur XV, 26.Buhârî’nin naklettiği rivayetlerde Hz. Peygamber’in önce göklere çıkarıldığı, sonra Kudüs’e getirildiği bildirilirken, önce Kudüs’e getirildiğini ifade eden rivayetler de vardır bk. Taberî, XV, 3-5. Konumuz olan âyette isrâ anlatılırken açıkça “Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya” ifadesinin kullanılmış olması, Resûlullah’ın semaya yükselmesinden önce Mescid-i Aksâ’ya uğradığı görüşünü teyit etmektedir. Öte yandan Muhammed Hamîdullah, âyette geçen “en uzak mescid” anlamına gelen Mescid-i Aksâ’nın Kudüs’teki mescid olamayacağını, bunun “semavî bir mescid” olması gerektiğini savunan görüşü tercih eder. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de Filistin’den “en yakın yer” diye söz edilmektedir Rûm 30/3. Şu halde “en uzak mescid” el-Mescidü’l-aksâ Kudüs’te olmamalıdır. Öte yandan Kudüs’te eski mâbed Süleyman Mâbedi İslâmiyet’ten çok önce ortadan kaldırılmış, şimdiki Mescid-i Aksâ ise henüz yapılmamıştı I, 107-108. Bununla birlikte müfessirlerin tamamına yakını bunun Kudüs’teki Süleyman Mâbedi olduğunda müttefiktirler. Bu görüşe katılan İbn Âşûr, âyette Hz. Muhammed’in ümmeti tarafından eski mâbedin yeniden inşa edileceğine bir işaret bulunduğu kanaatindedir XV, 8, 18. Nitekim müslümanlar hicrî 66-73 yılları arasında bugünkü Mescid-i Aksâ’yı inşa etmişlerdir. Âyette Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek kılındığı bildirilmektedir. Çünkü burada Hz. Muhammed’den Hz. Îsâ’ya kadar pek çok peygamber gelmiş geçmiş; çoğu burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Nihayet Peygamber efendimizin mûcizevî bir şekilde buraya getirilmesi ve daha sonra bir süre buranın müslümanlar tarafından kıble kabul edilmesi de Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek bir mekân oluşunun başka bir ifadesidir. Kaynaklarda Mescid-i Aksâ Kudüs’ün ismi olarak geçer. Hadisdeki kapılar şehrin kapılarıdır, 7 kapısı vardır. Ayrıca bk. Wensinck, Mescid-i Aksâ, İA, VIII, 118-119.İSRA SURESİ TEFSİRİNİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINİsra Suresi Ayet Sayısıİsra Suresi'nin 111 ayettir. 26,32,33 ve 57. âyetler ile 73-80. âyetler Medine döneminde, diğerleri Mekke döneminde inmiştir.
❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio ٱنظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ وَلَلْءَاخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَٰتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلًا Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’dba’dın, ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâtafdîlen. Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür. Türkçesi Kökü Arapçası bak ن ظ ر انْظُرْ nasıl ك ي ف كَيْفَ üstün yaptık ف ض ل فَضَّلْنَا onların kimini ب ع ض بَعْضَهُمْ üzerine عَلَىٰ kimi ب ع ض بَعْضٍ elbette ahiret ا خ ر وَلَلْاخِرَةُ daha büyüktür ك ب ر أَكْبَرُ dereceler bakımından د ر ج دَرَجَاتٍ ve daha büyüktür ك ب ر وَأَكْبَرُ üstünlük bakımından ف ض ل تَفْضِيلًا Diyanet İşleri Başkanlığı Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür. Diyanet Vakfı Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Bak! Bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışız; elbette ahiret hem dereceler bakımından, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür. Elmalılı Hamdi Yazır Bak! Onların bir kısmını diğerine nasıl üstün kıldık! Elbette ahiret, hem dereceler bakımından daha büyüktür, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür. Ali Fikri Yavuz Bak, bir kısmını diğerine nasıl üstün kıldık rızk ve mevkilerini değişik yaptık. Elbette âhiret, derece farkları yönünden daha büyüktür, faziletçe de daha yüksektir. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Bak bir kısmını diğerine nasıl tafdıl etmişiz ve elbette Âhıret derecatca da daha büyük, tafdılce de daha büyüktür Fizilal-il Kuran Bir baksana, insanları dünyada nasıl birbirinden üstün kıldık. Oysa ahiretin dereceleri daha büyük olduğu gibi, aralarındaki üstünlük farkları daha geniş çaplıdır. Hasan Basri Çantay Baksan a, biz onların kimini kiminden nasıl üstün kıldık. Elbette âhiret, dereceler farkları i´tibariyle de daha büyükdür, üstün kılmak bakımından da daha büyükdür. İbni Kesir Bak, nasıl onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Elbetteki ahiret; dereceler bakımından da büyüktür, üstünlük bakımından da. Ömer Nasuhi Bilmen Bak! Onların bazısını bazısı üzerine nasıl üstün kılmışızdır. Ve elbetteki ki, ahiret, dereceler itibariyle daha büyüktür ve üstünlük itibariyle de daha büyüktür. Tefhim-ul Kuran Onlardan bir kısmını bir kısmına nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
isra suresi 21 ayet okunuşu